Yalçın Küçük’ün o meşhur “Kemalizm bizi ileriye götürmez, biz Kemalizm’den geriye düşmeyiz” formülü, aslında Türkiye’de solun Cumhuriyet ile kurduğu sancılı ilişkinin özeti gibi. Bu söz, bir teslimiyet değil, bir tarihsel mevzi tayinidir. Kemalizm bir “sınıfsız imtiyazsız kaynaşmış kitle” tahayyülüyle yola çıkarken aslında bir burjuva devriminin karakteristik eksikliğini (veya bilinçli tercihini) taşıyordu: Sınıf perspektifinin yokluğu.
Türkiye’de aydınlanma düşüncesinin ana omurgasını oluşturan Kemalizm, bugün ne sadece bir kurucu ideoloji ne de sadece bir “geçmiş güzellemesi” olarak okunabilir. Yalçın Küçük’ün, AKP döneminin yarattığı toplumsal altüst oluş içerisinde dile getirdiği o sarsıcı formül, aslında Türkiye solunun ve modernleşme sancısı çeken aydınlanmacıların yeni amentüsü haline gelmiştir: “Kemalizm bizi ileriye götürmez, biz Kemalizm’den geriye düşmeyiz.”
KEMALİZM SON DURAK DEĞİL BAŞLANGIÇ NOKTASIDIR
Kemalizm, Osmanlı’nın teokratik ve feodal tortuları üzerinde yükselen en radikal modernleşme hamlesiydi. Ancak bu hamle, doğası gereği bir burjuva devrimi karakteri taşıyordu. Yalçın Küçük’ün ve sosyalist geleneğin eleştirisi tam da burada düğümlenir: Kemalizm, bir ulus inşa etmek için halkçılığı bir retorik olarak kullanmış, fakat halkı bir “özne” olarak değil, “eğitilmesi ve dönüştürülmesi gereken bir nesne” olarak konumlandırmıştır. Kemalizm için özne ‘millettir’, halk o milletin özünü aranacağı yerdir.
Sınıfsal bir perspektiften yoksun olması, Kemalizm’in toplumsal çelişkileri çözmek yerine onları devletin bekası adına “dondurmasına” neden oldu. Bu ideoloji, yerli sermayeyi palazlandırmak ve bir Türk burjuvazisi yaratmak üzerine kuruluydu çünkü yaratılması gereken bir Türk milleti vardı. Hem yaratılması hem de sürekliliğin sağlanması için burjuvazinin varlığı hayatiydi. Peki emeğin haklarını, sınıfsal sömürüyü ve mülkiyet ilişkilerini sorgulamayan bir sistemin tam olarak bize vermesi beklenir? Bu anlamda Kemalizm bir “son durak” değil, bir “başlangıç noktası”dır.
KEMALİZMDEN GERİ DÜŞMEK NE DEMEK?
Formülün ikinci kısmı, özellikle son yirmi yılın siyasal ikliminde bir hayatta kalma refleksine dönüşmüştür. AKP’nin temsil ettiği siyasal İslamcı çizgi, Cumhuriyet’in sadece kurumlarını değil, aynı zamanda aydınlanmacı özünü de hedef alınca; düne kadar Kemalizm’i “yetersiz” bularak eleştiren sosyalist sol, kendini bir anda bu mevziyi savunurken buldu.
Buradaki “geriye düşmeme” iradesi, laiklikten, akılcılıktan ve ulus-devletin sağladığı seküler kamusal alandan vazgeçmeme kararlılığıdır. Biz artık biliyoruz ki; Kemalizm bizi sosyalizme götürmez ama Kemalizm’in tasfiyesi bizi ancak orta çağ karanlığına ve cemaatler kuşatmasına geri götürür. Bu elbette Kemalizm eleştirisini ötelemek ya da ertelemek anlamına gelmek zorunda değil. Kemalizm eleştirilebilir fakat onu ‘yok etmek’ bizi nereye götürecek? Hiç şüphesiz yeni orta çağa…
KÜÇÜK İKİ BÜYÜK ÇIKMAZA FORMÜL ÜRETTİ
Yalçın Küçük’ün bu formülü, Türk entelektüel hayatındaki iki büyük çıkmazı çözüme kavuşturur. İlki Kemalizm muhafazakârlığa, ikincisi Liberal Sol/Yetmez Ama Evet çizgisi.
Yalçın Küçük’ün formülü “Altı Ok her şeyin cevabıdır” diyen, dünyadaki değişimleri ve sınıfsal dinamikleri reddeden statükoculuğu tasfiye eder. Onun yerine, Kemalizm’i bir “kazanılmış mevzi” olarak kabul eden ama gözü ufukta (sosyalizmde/ileride) olan bir bakışı koyar.
Diğer çıkmaz olan Liberal Sol’un “Yetmez Ama Evet” projesidir. Cumhuriyet’in kazanımlarını “vesayetçi” diyerek küçümseyen ve siyasal İslam’ın restorasyonuna omuz veren teslimiyetçiliği ikame eder. “Cumhuriyet’le hesaplaşmak” yerine, Cumhuriyet’i daha ileriye taşıma iddiasını yerleştirir.
AMAÇ: EMEKÇİ/SOSYAL BİR CUMHURİYET
Bugün geldiğimiz noktada, Kemalizm artık sadece devletin resmi ideolojisi değil, halkın seküler yaşam biçimini ve modern kimliğini koruma refleksidir. Yalçın Küçük’ün formülü, bu refleksin sınıfsal bir bilinçle tahkim edilmesi gerektiğini söyler. Eksik olan sınıfsal perspektif, yerli burjuvazinin çıkarlarıyla değil, geniş halk kitlelerinin emeğiyle doldurulmalıdır. Yani mesele Kemalizm’in içinde hapsolmak değil, Kemalizm’in sağladığı laik ve modernist zemini kullanarak sosyal/emekçi bir cumhuriyete yürümektir. Çünkü bu topraklar göstermiştir ki; aydınlanmadan kopan bir emek mücadelesi kör, emek mücadelesinden kopan bir aydınlanma ise seçkinci ve cılız kalmaya mahkûmdur.




