1.Perde
Bugüne kadar hep “Kemalizm nedir?” sorusuna bir cevap arandı ama şu hiç sorulmadı: Kemalizm diye bir şey neden var? Bu önemli bir soru. Şöyle ki bunu sorgulamak, “Kemalizm nedir?” sorusunun peşinden gitmekten daha zor; çünkü aslında “Kemalizm nedir?” sorusuna verilen her cevap, günün sonunda Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün yapıp etmelerine getirilen yorumlardan öteye geçmemektedir.
Kastım iddialı bir şey söylemek değil ama böyle düşünüyorum, çünkü Kemalizm’in belli bir doktrin olarak, belli bir teorik yekûn olarak elimize alıp değerlendirebileceğimiz bir içeriği yok. Evet, CHP parti programları ve dönemin önemli isimlerinin yazıp çizdikleri var ama ne yazık ki bunların hiçbiri Kemalizm hakkında böyle bir fikre sahip olmayı engelleyecek nitelikte değil.
Bu nedenle Kemalizm denildiğinde iki şeyi anlıyorum: Atatürk’ün yapıp etmelerine getirilen yorum ve Atatürk’e aitliğin ya da Atatürk’ten taraf olunduğunun beyanı. CHP’nin 1935 Parti Programı buna güzel bir örnektir. Söz konusu programda şu ifade yer alıyor: Partinin güttüğü bütün bu esaslar, Kemalizm prensipleridir. Burada Kemalizm, Atatürk’e aitlik beyanından başka bir şey değildir.
2.Perde
Ayrıca “Kemalizm nedir?” sorusunun peşinden gitmek boş bir uğraştır, çünkü Kemalizm bu ülkede en iyi bilinen bir şeydir. Daha doğrusu Kemalizm, bu ülkede en az bilinmeye ihtiyaç duyulan şeylerden biridir ve bu konuda kesinlikle yalnız da değildir. Herkes her şeyi o kadar iyi bilir ki kimse hiçbir şeyi bilmeye ihtiyaç duymaz. Neden? Böyle olduğumuz için mi böyleyiz? Özcü bir mutlaklık mı aradığımız şey? “Biz böyleyiz”, evet, bu cümleyi her duyduğumda şöyle karşılık veriyorum: Bunu görebiliyorum, göremediğim bir şeyi söyleyecek misiniz?
John Stuart Mill şöyle diyor: “Doğru ve yanlışı tahlil etmek, neyin doğru neyin yanlış olduğunu zaten biliyor olmanın bir sonucu değildir; bu tahlil, neyin doğru neyin yanlış olduğunu öğrenmenin bir aracı olmalıdır.” Burada ihtiyaç duymaktan bahsediliyor aslında. Doğruyu öğrenmeye ihtiyaç duymak gerek. Doğruyu zaten biliyorsan böyle bir ihtiyacın olmaz. Bizim anlamakta güçlük çektiğimiz bir konu bu. Biz topluma neye ihtiyacı olduğunu göstermekle uğraşıyoruz ama mesele toplumun neye ihtiyaç duyduğunu anlamak ve onun gerçekten ihtiyacı olan şeye yönelik bir isteğe sahip olmasını sağlamaktır. Çok açık değil mi? Toplum, Kemalizm’i bilmeye ihtiyaç duymuyor.
Çünkü Kemalizm su gibi, hava gibi, taş gibi, toprak gibi ayan beyandır. Neredeyse kolumuzu sallasak Kemalizm’e çarpacak gibidir. Öylesine tartışmasız, öylesine merak edilemeyecek derece vardır Kemalizm. Bir yandan da yoktur. Partisi yoktur mesela Kemalizm’in, herhangi bir topluluğu yoktur, herhangi bir ideolojik netliği, herhangi bir teorisi yoktur. Sonra birden bire işleriyle belirir karşımızda. Başardığı bir cumhuriyet vardır Kemalizm’in, inşa ettiği bir ulus, dönüştürdüğü bir toplum vardır. Birileri çıkıp onun bütün bu başarılarını hiçe sayarken üstelik, vardır Kemalizm. Nasıl bir şeydir ki Kemalizm hem öyle hem böyle olabilmektedir?
3.Perde
Cemal Süreya imgeyi şu şekilde tanımlıyor: “İmge bir şeyin daha iyisi, daha kötüsü, daha gerçeği, daha gerçek dışı durumu, daha temizi, daha kirlisi, daha hafifi, daha ağırı, daha… nasıl söyleyeyim, daha kendisi…” Yani imge, bir şeye, o şeyi bilmeye ihtiyaç duyamayacak kadar yakın olma durumudur aslında. Bu yakınlık öyle bir yakınlıktır ki sadece bilmeye ihtiyaç duyamamak da değildir mesele, aynı zamanda, bu yakınlıkta bilmeye imkân da bulamamaktır. Burun buruna derler ya, aynen öyle.
Kemalizm böyle bir şeydir işte, bir imgedir. Bugün bir takım ihtiyaçları karşıladığı için vardır. Türk modernleşmesiyle kavga edenler için bir düşman ihtiyacını karşılıyor; Batı taklitçileri için toplumun geri kalanından ayrışma imkânını karşılıyor; ülkeye dair çağdaş hayaller kurabilme noktasında kişinin kendini ikna etme ihtiyacını karşılıyor; bazıları içinse -ki bunlar çoğunluktadır- geçmişe dair belli bir vefa duygusunun odaklanma ihtiyacını karşılıyor. Ama Kemalizm’in esası bu mudur? İşte can alıcı soru bu.
Bugün Kemalizm duyusal bir imge olarak var. Ne yazık ki düşünsel iklimimiz Kemalizm’i ancak bu şekilde yaşamamızı olanaklı kılıyor. Toplumun Kemalizm’le ilişkisi böyle bir durumda. Oysa görülüyor ki Kemalizm dönüştürücü bir imgeymiş bir zamanlar. Kurtuluş Savaşını başarmış, cumhuriyeti kurmuş, yeni bir toplum inşa etmiş, uluslaşmayı başarmış ama bugün o tür bir imge olarak yaşamıyoruz onu. Bizim için Kemalizm bugün ayrışmamızı sağlayan bir imge. Onu bu yüzden bilmeye ihtiyacımız yok. Onu zaten biliyoruz. Bilmeye ihtiyaç duymayacak kadar hem de.
Alıntılar:
John Stuart Mill – Faydacılık
Cemal Süreya – Güvercin Curnatası




