Home / Yazılar / Erkan Baş’ın itirazı neye işaret ediyor ve kimleri rahatsız ediyor?

Erkan Baş’ın itirazı neye işaret ediyor ve kimleri rahatsız ediyor?

Türkiye siyaseti, ezberlerin altüst olduğu, ittifak duvarlarının çatırdadığı tarihi bir kırılmanın eşiğinde. TİP Genel Başkanı Erkan Baş’ın T24 röportajında DEM Parti’nin muhtemel bir “Kürtçe ana dilli aday” ısrarına karşı koyduğu mesafe ve ardından gelen fırtına basit bir tartışma başlatmadı. Bu, uzun yıllardır sol içi dengelerde halının altına süpürülen, üstü itinayla örtülen yapısal bir çelişkinin, yani Türkiye solu ile Kürt hareketi arasındaki vizyon ayrılığının nihayet patlak vermesidir.
Açık konuşalım: Kürt siyasi hareketi ve onun sivil-silahlı tüm bileşenleri, Türkiye’deki mevcut kapitalist düzenin, sistemin ya da rejimin tümüyle değişmesi için mücadele etmiyor. Onların kavgası, düzeni yıkmak değil; kendi ajandalarını, ulusal taleplerini, kimliksel haklarını ve bölgesel kazanımlarını sisteme dayatmak üzerine kurulu. Kürt hareketi uzun bir süre, “Bizim için iyi olan, herkes için iyidir” gibi bir öneriyle yürüdü. Hatta Türkiye’nin demokratikleşmesinin Kürt sorunun çözümünden geçtiğini iddia ettiler. Karşımızdaki rasyonel gerçek şu: Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en otoriter, en amansız rejimi inşa edilirken; Kürt hareketi bu rejimden pay kapma, kendi taleplerini koparma ve bir nevi müzakereyle pastadan yer edinme mücadelesi veriyor. Devletin, AK Parti’nin ve hatta MHP’nin DEM’i zaman zaman meşru bir muhatap olarak masaya çağırması veya kapıyı aralık bırakması da bu sistem içi pazarlık potansiyelinden kaynaklanıyor.
MAKAS DEĞİŞİMİ YAŞANACAK

İşte tam bu noktada Türkiye solu adına hayati bir makas değişimi yaşanıyor. Türkiye İşçi Partisi (TİP) çizgisi, rejimi parça parça müzakere edilecek bir muhatap olarak değil; emeği sömüren, sınıfsal uçurumu derinleştiren ve külliyen karşısına alınması gereken yapısal bir düşman olarak kodluyor. Sol için bu rejimle pazarlık masasına oturmak, kendi varoluşsal zeminini, yani sınıf siyasetini intihar ettirmek demektir. Dolayısıyla, Kürt hareketinin kendi yerel ve ulusal çıkarları doğrultusunda sağ iktidarlarla veya devletle yürütebileceği o ‘pazarlık’ gömleği, Türkiye solunun sırtına giydirilebilecek bir kumaş değildir; o gömlek sola dar gelir.
KÜRT SOLUNUN TAHAKKÜMÜ AZALACAK

Bu netleşme, beraberinde çok pozitif ve ferahlatıcı bir sonucu doğuruyor: Kürt solunun Türkiye solu üzerindeki tarihsel tahakkümü mecburen azalıyor ve daha da azalacak. 1990’lardan beri batı metropollerinde kitleselleşemeyen, sandıkta ve sokakta karşılık bulamayan Türkiye solu, Kürt hareketinin devasa lojistik ve seçmen gücünün gölgesine sığınmıştı. Bu sığınma hali, solun dilini, önceliklerini ve reflekslerini Kürt hareketinin ajandasına ipotek etti. Geniş halk kitlelerinin, seküler-cumhuriyetçi damarı güçlü emektar insanların sola mesafeli durmasının arkasındaki en büyük sebep de solun bu “gri” alanlardaki silik sorumluluğuydu. Şimdi bu gri alan temizleniyor. TİP’in bu gerçeği gördüğünü ve stratejisini buna göre kurduğunu anlamak zor değil. Memleketin ekonomik krizden, tarikat kuşatmasından ve geleceksizlikten boğulan milyonlarca seküler genci, beyaz yakalısı ve işçisi var. Bu kitle, Kürt hareketinin pazarlıkçı ajandasıyla ortaklaşmak istemiyor ama tavizsiz, emekten yana ve net bir sol alternatife aç. Türkiye solu, Kürt hareketinin bölgesel parantezinden sıyrılıp meseleyi “memleketin toptan kurtuluşu ve sınıf ekseni” üzerine kurduğu an gerçek anlamda kitleselleşebilir. Önümüzdeki süreç, sol adına geri çekilme değil, aksine özgürleşme ve büyüme sürecidir. İttifakın bitişi bir düşmanlık değil; iki farklı siyasi öznenin kendi yollarına gitme olgunluğudur. Sol, kendi ayakları üzerinde durmayı seçtiğinde, tarihsel rüştünü de o zaman ispat edecektir.

Etiketlendi: