ALP CİHANGİR’İN SALONA BIRAKTIĞI SÜRPRİZ
Dün sabah saat 7 gibi Merve Alp Cihangir’i salona getirdi ve bıraktı. Giderken şöyle söyledi, “Ne olur biraz uyumak istiyorum”. Evden çıkmam gereken saat 8.40, o saate kadar elbette çocuğuma bakacağım. Zaten mesele çocuğuma bakmak değil. Adam oyun matında nasılsa oynuyor diye gözümü kestireyim dedim… Yarım saatten biraz fazla geçmiş, Merve uyanıp odaya gelmiş. Şöyle haykırdı, “Emirhan görmüyor musun ya?”. Ulan dedim neyi görmüyorum? Alp Cihangir burada ve ağlamıyor, ne olması lazım ki? Sevgili oğlum Alp Cihangir altına sıçmış, yetmemiş matın üzerinde dolaşmış, yetmemiş bir iki yastığa sürtünmüş. Merve diyor ki nasıl olabilir böyle bir şey? Bence de nasıl olabilir? Yeni hayatım bu dostlarım. Sabah işe gitmeden önce çocuğum salonun ortasında sıçtı ve onu güzel eşimle bir güzel yıkadık, işe öyle gittim. Demem o ki yoğunum dostlarım. Kitap okusam yazamadıklarım birikiyor, yazacağım desem kitap okumaya vakit kalmıyor. Para hariç hayatımdaki her şey birikiyor, öyle bir dönem diyelim.
Yine de yazmak zorundayız, birikiyor ve taşıyor. İyi ki taşıyor, iyi ki hâlâ bir şeyleri taşırabiliyorum… Bu kez hakikaten “Meşgul bir adamın derkenar notları” oldu!
NEYE NİYET NEYE KISMET: POLİSİYE ÖYKÜ NASIL YAZILDI?
Nobel ödüllü Macar yazar Imre Kertész’in Can Yayınları’ndan çıkan Polisiye Öykü başlıklı kitabı geçti elime. Kertesz 2002 yılında Nobel’i kazanan yazar, bir Nobel kazanan ilk Macar olmuş. Rusya’ya bağlı Sovyetik Macaristan’da yaşayan Kertész’in “Polisiye Öykü” kitabının ortaya çıkışı enteresan. 1976’da bitirdiği İz Süren isimli romanı içinde “Polisiye Öykü” de yer alıyor… Çünkü? Çünküsü önemli. Kitabı baskıya götürüyor tam basılacak zannediyor, bir kitabın gövdesi olması için en azından on forma gerekli olduğunu öğreniyor. Bu arada forma baskıcılıkta kullanılan bir ölçü birimi! Kertesz’in eseri ise altı forma büyüklüğüne denk geliyor, 4 formalık daha bir şey yazması şart. Böylece oturuyor iki haftada “Polisiye Öykü” isimli parçayı bitiriyor. Kitapta diktatörlüğün yıkılmasıyla hapse düşen bir işkencecinin itiraflarını anlatıyor… Ona sorarsanız bir kurgu ama aslında bir örtme yöntemiyle Macaristan’ı değil, başka bir yeri anlatıyor elbette…
EVLİYA ÇELEBİ’Yİ SATIN ALAMAMAK
Evliya Çelebi ciltlerini toplamaya devam ediyorum. Yeditepe Yayınları 10 cilt olarak, Yapı Kredi’den sonra tekrar güzel bir baskı şekliyle yayınladı kitap dizisini. Alp Cihangir birçok Türk’ün erişemediği ayrıcalığa erişti ve Evliya Çelebi Seyahatnamesi’ne dokundu. Milyonlarca Türk bu ayrıcalığa erişemeden hayatını kaybediyor. Bu arada her cilt 700 lira filan, gazetecilik maaşı da ortada. Bu nedenle 4’üncü cildi aldım, sırada 6 cilt daha var! Ay ay devam ediyoruz, sorunları bölersek küçülür demiştik değil mi? Bu seti tamamlayacağız.
TEKVİR 26’NIN SORDUĞU ÖNEMLİ SORU
Bazen Kuran’daki ayetleri parçalayarak, bazen birleştirerek okuyorum. Tekvir 26 çok önemli bir ayet. Ayette şöyle diyor, “Fe eyne tezhebun”, yani, “O halde nereye gidiyorsunuz?”. Çok önemli bir soru, nereye gidiyoruz? Yolumuz neresi? Menzil, durak, amaç, araç neler? Hakikaten bir amacımız var mı? Durup tekrar tekrar sormak lazım, “Nereye gidiyoruz?”.
THE NEW YORK TİMES NE ÖĞRETTİ?
The New York Times’e üye oldum, aylık 45 lira veriyorum. Daha önce de 3-4 ay The New Yorker’e üye olmuştum, hatta hediye olarak çanta bile yolladılar! Heriflerin gazetelerinde, özellikle de NYT’de en dikkat çeken şey çok yazı, az resim ve az fotoşop olması. Gavur okuyor arkadaşlar. Elbette herkes değil ama belirli bir elit hala bu yazıları okuyor ki, uzun uzun yayınlamaya devam ediyorlar. Üstelik gazete halka da açık, açık mektup yollayabiliyorsunuz. Muhabirler ise hakikaten işinde usta. Haber dili hiçbir zaman resmi değil, gayet akıcı ve edebi. Öğrenecek çok şey oradan.
İNGİLTERE’DEKİ İŞÇİ BANA ÇOK BENZİYOR
Sorry Missed You filmini izledim. Ken Loach bizi sarsmayı iyi biliyor. Gerçi sarsılmak da sınıfsal. Bu filmi Ali Koç ya da Ömer Koç izlese sarsılır mıydı? Sanmıyorum. Güvencesiz çalışma, geleceksizlik, tazminatsız iş, esnek iş tanımları… İşte bugünümüz ve biz. İzlerken çok şey düşündüm, sanırım ilerde bir film eleştirisi yazacağım. İngiltere’deki işçinin hikâyesiyle benim hikâyem hiç ayrı değil. Bu da bizi epeyce bir dert ortağı yapıyor!
KEMAL OKUYAN-HALUK HEPKON’A DAİR: TKP İLMİHALİ
Kemal Okuyan’la Haluk Hepkon’un söyleştiği Cumhuriyet ve Komünistler kitabını okudum. Bana doyurucu gelmedi ama bir komünistin cumhuriyetle kurduğu ilişkiyi eşelemek isteyenler için fena olmayan bir giriş kitabı. Bir başka açıdan da TKP’nin yeni dönemdeki tezlerini anlamak için bir ilmihal. Baştan sonra sıkılmadan okudum ama dediğim gibi beklediğimi bulamadım. Bir yerde şöyle söylüyor Okuyan, “Çok net söylüyorum, bugün soyu bir burjuva demokrasisi için hayatımı vermem. Ama sosyalizm için veririm. Bu düzen içinde anlamsız ve kalıcı olamayacak bir iyileşme için uğraşacağıma, giderim, bir köyde sebze-meyve, çiçek yetiştiririm”. Yanına şöyle not düşmüşüm, “Steril kalma konusu-Mikro direniş alanlarını terk”
YENİ HEDİYEM GELDİ
Doğum günü hediyem geç de olsa geldi. Sevgili eşim yeni bir pipo aldı. Yeni pipom artık bin lira sınırına geldi dayandı. Pipsan marka, odun renginde. Pipo sigara içmeyen benim için oldukça kullanışlı bir dudak eğlendirme aracı.