Home / Yazılar / İnançlar, Dünya Görüşü, İdeoloji ve Politika – Özkan Bakioğlu

İnançlar, Dünya Görüşü, İdeoloji ve Politika – Özkan Bakioğlu

Doğru kavramın altına düşürülemeyen nesne, karanlıkta kalır ve onun karanlıkta kalması deneyimin kavranmış gerçekliğinde boşluğa neden olur. Beyin boşluk kabul etmez. Bu gibi boşluklar ivedilikle doldurulmaya çalışılır. İnanç, bu gibi boşlukların doldurulmasında son derece işlevseldir.

Deneyimlerin kavranması, kavranmış bir gerçeklik olarak içerilmesini sağlar. Bu uğurda kurulan nesnelerin doğru kavramların altına düşürülememesi durumunda kavranmış gerçeklikte boşluklar oluşur. Zihin, bu gibi boşlukları kabul edemez. Deneyimin kavranmış gerçekliğinde var olan boşluklar kişiyi rahatsız eder, kendini saptamasında ona ciddi sorunlar yaşatır. Bu nedenden ötürü inanç geliştirmek gerekir. İnançlar, deneyimlere dair eksik olan kavranmışlığı telafi eden bilişsel unsurlardır. İç tutarlılığı oturmuş bir inanç sistemi, ne denli saçma olursa olsun kişiyi kuşatma kapasitesine ulaşmış olur. Artık kişi her baktığı yerde bu inanç sisteminin sağlamlığını görmekte, her sınamadan o inanç sistemini ustaca onaylamaktadır.

Sözgelimi dünya hayatının bir sınama süreci olduğuna, her şeye muktedir bir yaratıcının bu sınamayı yürüttüğüne ve yaratıcının her şeyin üzerinde bir plana sahip olduğuna inanan biri için başına gelen her şey bu inanç sistemi içinde anlamlıdır. Gerçeğin böyle olup olmamasını sınayabileceği hiçbir denektaşı, sınama yöntemi yoktur. Bu bir karar meselesidir. Bir kere bunun böyle olduğuna karar verirseniz ve verdiğiniz bu kararda anlamlılık kazanır, bu anlamlılıkta var olursanız, artık sizin için başka türlü bir var olmak mümkün değildir; çünkü eğer bu var olma bütünlüğünü terk ederseniz kendi kişilik bütünlüğünüzü de bozmuş olursunuz. Bu hem ihanet anlamına gelir hem de şimdiye kadar ki bütün anlamlılığın hiçe düşmesine, şimdiye kadarki bütün eminliğinizin aslında aptallığınız olduğunu gösterir. Kimse kolay kolay böyle bir şeyi yaşamaya razı olmaz. Ancak topluca belli bir inanç sistemini terk etmek yahut köklü bir şekilde değiştirmek durumu hafifletebilir.

İnsanlar neden uzun süre aynı partiye oy verir ya da aynı dine, aynı mezhep üzerinden inanır yahut yatağın hep aynı tarafında yatar, aynı veya benzer uyku pozisyonlarıyla uykuya dalar? Bütün bu alışkanlıkların altında yatan şey nedir? Biribirinden farklı kulvarlarda görünen bu alışkanlıkların hepsi kişinin deneyimlerden kendine devşirdiği anlamlılığın bütünlüğünü sağlamak ve korumakla ilgilidir. Sadece “Sen kimsin?” sorusuna verilebilecek bir cevap cinsinden değil ama kimlik oluşturmayı da içeren bir tür varlığını yaşadığının farkında olma durumu için böyle bir bütünlüğe ihtiyaç vardır. Elbette alışkanlıklarla elde edilen bu bütünlüğe dayalı farkındalık sahtedir. Bir tür “-mış gibi”liktir.

Kişi esasında varlığını yaşadığının farkında değildir ama farkındalıksız da değildir; dolayısıyla kişinin farkındalığı bilinçdışıdır. Temelde yaşadığı sorun da zaten budur. Kişi, bilinçdışı farkındalığı bilince yükseltemediği için inançlar oluşturarak sahte bir farkındalık inşa etmektedir. Buna dünya görüşü demek, ama sadece bu kavramı politik değil, bütünüyle deneyimleri içerme perspektifi biçiminde ifade etmek doğru olacaktır.

İdeoloji ile dünya görüşü arasındaki fark şudur: İdeoloji, geçmiş-şimdi-gelecek biçiminde parçalı zaman algısında belli bir gelecek tasarımını merkezine alır. Bu tasarım ereğinde geçmişi açıklayarak kendini şimdiye sunar. Anlamlı, yani bilinçli geçmiş algısı olarak tarih, bu nedenden ötürü ideolojiyle içli dışlıdır. Dünya görüşü ise doğrudan deneyimleri anlamlı kılmaya dönüktür. Dünya görüşü, ideoloji ile aynı işleve sahip değildir ama içeriğinde ideolojiyi de kapsar. Bundan dolayı belli bir dünya görüşü içinde belli bir ideoloji barınabilir, kendini o dünya görünüşüne göre dizayn ederek sunabilir.

İdeolojiyi sadece “-izm”ler bağlamında düşünmemek gerekir. İdeoloji, kişinin geleceğe dair bütün tasarılarını kapsayan ve bu tasarıların şimdiye sunumlarını içerem bir kavramdır. Örneğin bir eve, arabaya, eşe ve çocuklara sahip olma tasarısı da ideolojiktir. Dolayısıyla ideoloji, kişisel hedefleri de içerebilir.

Bu hâliyle ideolojinin dünya görüşündeki yerinin merkezi olduğunu söylemekte hiçbir beis yoktur. İnançlar çeperi oluştururken ideoloji de merkeze konumlanarak dünya görüşünün deneyimleri anlamlı kılışıyla diyalektik bir ilişki içinde bulunur. Evrensel, kapsamlı ideolojilerde durum çok daha detaylı ve entelektüel yahut önermeler çok daha kamusaldır ama kişisel ideolojilerde durum çok daha dünya görüşüne yakınlaşır. İlkinde ideoloji dünya görüşünün önüne geçerken ikincisinde geride kalmaktadır. Bu nedenle apolitik görünen birçok kişinin aslında apolitik değil, kapsayıcı olmadığı rahatlıkla ifade edilebilir. Keza politika, Yunan şehir devletleri geleneğinden günümüze gelmiş bir kavram olarak şehirli, yani karmaşık ilişkiler ağı içinde yer alan kişilerin birbirleriyle kurduğu bütün toplumsal ilişkileri kapsamaktadır. Bu nedenle aslında apolitik olmak demek toplum dışı olmak demektir ki ciddi anlamda asosyal olan az bir kesim dışında bu imkansızdır. Söz konusu asosyal kesimde dahi toplum dışılık olabildiğince minimal ölçüde mevcuttur.

Etiketlendi: