Home / Yazılar / Emir Kusturica ve Jose Mujica’dan devrimci bir rehber: El Pepe: Yüce Bir Yaşam

Emir Kusturica ve Jose Mujica’dan devrimci bir rehber: El Pepe: Yüce Bir Yaşam

Kimse devrimciler olarak nasıl yaşamamız gerektiğini tarif edemiyor. Bugün sol değerler adına bir temsil krizi yaşanıyor. Sovyetlerin çöküşü reel sosyalizmin sonu anlamına gelirken aslında yeniden üretilebilir sol kültürün de sonu anlamına geliyordu. Temsil krizinin altında yatan faktörlerin en önemlisi bu. Sosyalizm bir ‘idealar’ bütünü olarak herkesin dudağında ve zihninde var fakat pratikte nerede? Hiçbir yerde. Kapitalizm ise bir atmosfer gibi her yeri kaplıyor fakat yine de onun altında aşınmayan ve en azından var olmayı sürdürmeyi sürdüren birileri de var elbette. Nihayetinde Sovyetler çöktü fakat Fukuyama’nın söylediği gibi tarihin sonu gelmedi, tarihin neresinde olduğumuzu bilmiyorum fakat yaratıcı bir yıkımın eşiğinde olduğumuza eminim.

NASIL YAŞAYACAĞIZ?

Marksistler geçmişte reel sosyalizmi inşa etti, sonra kültürü üretti. Bugün ise madem reel sosyalizmi inşa edemiyoruz; neden kültür üretmeyelim? Hegemonya en basite indirgenmiş şeklinde kültürdür. Bugün sol kültürü kim temsil ediyor? Asıl soru artık devrimi örgütlemek değil; nasıl yaşayacağımızı yeniden icat etmek. Bu devrimden vazgeçiş değil, ona uygun şartları hazırlamak demektir. Kültür önemlidir.

 

“KAPİTALİZM BİR KÜLTÜRDÜR”

Uruguay’ın eski devlet başkanı ve eski bir gerilla olan Mujica bir söyleşisinde sol temsili ve kültürü şöyle ifade ediyordu, “Benim kuşağım saf bir hata yaptı. Toplumsal değişimin yalnızca toplumdaki üretim ve dağıtım biçimlerine karşı çıkmakla mümkün olduğunu düşündük. Kültürün muazzam rolünü anlayamadık. Kapitalizm bir kültürdür ve biz kapitalizme farklı bir kültürle karşılık vermeli ve direnmeliyiz. Başka bir şekilde ifade edersek: bu, dayanışma kültürü ile bencillik kültürü arasında bir mücadeledir.” Mujica kendi uzun ve zorlu tecrübesinden rafine ederek söylemişti bunları. Elinde reçeteyle gezerek değil, 13 yıl tecrit altında yaşayarak; devrim için banka soyarak ve en sonunda Uruguay Devlet Başkanı olarak. Üstelik devlet başkanı olduğunda fikirleri değişmemişti fakat fark ettiği şeyler vardı…

BİR TÜR YAŞAM REHBERİ

Netflix’te El Pepe: A Supreme Life (2018) yani El Pepe: Yüce Bir Yaşam belgeselini izledim. Yönetmeni en sevdiğim yönetmenlerden biri olan Emir Kusturica, Uruguay’ı 2010-2015 yıllarında yöneten Marksist Jose Mujica’nın mücadele hikâyesini anlatıyor. Mujica’nın görevinin son günü hazırlıkları arkada devam ederken Mujica bize militan geçmişini, aşık olduğunu eşini, doğayı ve iktidarı anlatıyor. Mujica hayattan ne anladıysa onu anlatıyor. Bir devlet başkanın günlük sıradan hayatını… Belgesel bir tür yaşam rehberi bana kalırsa.

 

KAPİTALİZM DIŞI İKİ ADAM

Belgesel Mujica’nın Kusturica’ya Latin Amerika’ya özgü Mate çayı ikramıyla başlıyor. Bunu sembolik bir anlamı var elbette. Mate çayı kafein içeren, genelde tek bir kaptan sırayla içilen bir içecek. Sohbet, dostluk ve eşitlik hissini pekiştiren bir ritüel bu. Kusturica’ya çok değinmeyeceğim fakat onun bir Batılı gibi düşünmediğini, dört artı dörte hiçbir zaman sekiz demeyeceğini biliyoruz. Mujica da o türden bir adam. Belgesel boyunca Kusturica’yı nadir görüyoruz fakat bakışlarında Mujica’ya saygı duyduğunu ve kafalarını benzediğini anlayabiliyoruz. İkisi de kapitalizm dışı hayat kurmaya çalışan isimler. Bu yüzden film, yalnızca bir lider belgeseli değil; kapitalizmin dışında yaşamanın mümkün olup olmadığı sorusunun sinemasal bir cevabı

ANTİ İKTİDAR İKTİDARI

Mujica 13 yıl tecritte yaşamış eski bir gerilla. Aslında arka planda Uruguay Devlet Başkanlığı’nın son günü yaklaşırken bize geride kalan hayatında neler öğrendiğini anlatıyor. Mujica devlet gücüne sahip olmasına rağmen etik değerlerini ve ideolojisini bunun üstünde tutabilmiş nadir liderlerden. Neredeyse bir anti iktidar iktidarı onunkisi. Jose Mujica makam arabası kullanmıyor, maaşıyla yoksullar için bir vakıf kuruyor, devlet sarayında oturmuyor… Marksist bir bilge Mujica. Hatta bunu yaparken cumhuriyetçiliğe vurgu yapıyor. Mujica, “Başkanlıklar monarşiye benzemeye başladı, cumhuriyet başka bir şeye benzemeli. Çoğunluğun oyunu alıp azınlık gibi yaşıyorsunuz, çoğunluk gibi görünmelisiniz!” diye ifade ediyor.

EN BÜYÜK OKUL HAPİSHANE

Mujica Kusturica’yla sohbet ederken bugünü düşünüyor. Bu noktaya nasıl geldi?  Bir devrimcinin yalnızlığa ve zorluğa hazır olmasından bahsediyor, “Hapiste olmak büyük bir yalnızlık çekmek demekti. Hayatta kalmak için bol bol düşünmek zorundaydık. Yalnızlık içinde geçirdiğimiz o yıllara çok şey borçluyuz. Dahası bu kadar zorlu koşulları yaşamış olmasak bugün olduğumuz kişiler olamazdık.” Devrimciler için hapishane okuldur, buna hiç şüphe yok. Zorluğun faydasını anlatmaya devam ediyor Mujica, “Söylediğim zalimce gelebilir ama insan acılardan ve zorluklardan zaferlere ve kolay şeylere kıyasla çok daha fazla şey öğreniyor bence.” Bugünün kolay zafelerini unutun diyor aslında. Eğer devrimciyseniz zorluk en büyük sınavınız olacak.

 

YUSUF ATILGAN VE LUCİA TOPOLANSKY

Mujica’nin eşi Lucia Topolansky de eski bir gerila, yani devrimci. Kameraya giriyor bir yerde… Yusuf Atılgan Aylak Adam kitabında ‘tutamak sorunu’ diye tarif eder. Sallantılı bir hayat köprüsünde yürüyoruz, tutamak olmayınca insan yuvarlanır der Atılgan. En sonunda şöyle bitirir, “Bir tutamağı arıyorum. Gerçek sevgiyi! Bir kadın, birbirimize yeteceğimiz, benimle birlikte düşünen, duyan, seven bir kadın!” Lucia sanki Yusuf Atılgan’ı okumuşcasına Mujica’yı anlatır, “Pepe ile yaşadığımız hayat çok çok önemliydi. Çünkü biz iki ütopyayı birleştiriyorduk. Aşk ütopyası ile siyasi mücadele ütopyası” sonra Mujica alıyor sözü şöyle bitiriyor, “Tehlike altındayken insanın aşka olan ihtiyacı artıyor.” Mujica şanslı adamdı, Atılgan’ın ‘tutamak sorununu’ çözmüştü. Bu hiçbir şey olmasa da yalnız kalmayacağını bilmek anlamına gelirdi. Eş evdi, geri dönecek bir yerdi…

HER ŞERDE BİR HAYIR, HER HAYIRDA BİR ŞER OLABİLİR

Mujica hayatını anlatırken 13 yıllık tecrit hayatından bahsetmeden edemiyor. Üzerine çok düşündüğünü anlayabiliyorsunuz. Belli o yıllarda tüm bunların bir anlamı var mı diye sormuş ve nihayetinde Uruguay’ı yönetmeye başlayınca bu konuda bir yanıt bulmuş. Evet geçmiş kötü ve acılarla dolu ama Mujica diyor ki, “Bazen kötü olan iyidir. Bazen de tersine iyi olan kötüdür.” Bu bizim kültürümüze o kadar yakın bir ifade ki, duyunca yerime çakıldım. Kuran’da Bakara 216’da şöyle söyler “Hakkınızda hayırlı olduğu halde bir şeyden hoşlanmamış olabilirsiniz. Sizin için kötü olduğu halde bir şeyden hoşlanmış da olabilirsiniz.” Evet, bizim kültürde bu “her şerde bir hayır her hayırda bir şer vardır” şeklinde formüle edilir. Biz bazen bilemeyiz ama yaparız. Yapabildiğimiz için yaparız ister. Hiç kimse kendisi için bir şeyin mutlak iyi ya da kötü olduğunu bilmez. Bunu sadece zaman ve hayat bilir. Mujica işkence görürken, tecrit altında çukura atılmışken Uruguay Devlet Başkanı olabileceğini düşün müydü? Muhtemelen asla… Lakin oldu!

 

DOĞA HAYRANLIĞI

Doğaya hayran bir adam Mujica. Çiçek yetiştiriyor. Bir çiftlik içinde köpeği, tarlası ve eşiyle yaşıyor. Bir bilge gibi, “Doğaya hayranlığım o kadar büyük ki içten içe onu ilahi bir varlık gibi görüyorum.” diyor. Bu aslında çok esaslı bir görüş. İnsanı merkeze almak yerine dünyayı paylaşma fikri var temelinde. Doğa onun için kültür ve insandan daha üstün. Öyle ki çiçeklerden gözlem yapmayı öğrenmiş. Diyor ki, “Bitkiler seni gözlem yapmaya zorlar!”

ÇOCUK PİŞMANLIĞI

Sona yaklaşırken belgeselde bir de itirafta bulunuyor. Çocuk sahibi olmamaktan dolayı pişmanmış. Bu da öğretici değil mi? Yaşam korkaklığını bırakıp yaşama dahil olmak lazım. Devrimciler aile kurabilir, çocuk yapabilir; hatta yapmalıdır da…

DEVRİMCİ BİR SON

Mujica belgesel sona yaklaşırken görevini bırakmak için sahneye çıkıyor. Tam da kendine yakışır bir şekilde halka şöyle sesleniyor, “Ben gitmiyorum, geliyorum!”* Yani mücadele sonuna kadar devam edecek. Eğer devrim bir gün olacaksa, önce nasıl yaşayacağına karar vermiş insanlar tarafından yapılacak… Mujica önemli bir rehber.

 

*Jose Mujica 2010-2015 yılları arasında Uruguay’ı yönetti. 2015’ten 2020’ye kadar senatörlük yaptı. Ne yazık ki 2025 yılında 13 Mayıs’ta vefat etti.

 

 

Etiketlendi: