Home / Siyaset Dışı / Müziğin Duygusuzlaşması Üzerine – Fatih Karaman

Müziğin Duygusuzlaşması Üzerine – Fatih Karaman

Son zamanlarda en rahatsız olduğum şeylerden biri müziğin günümüzde duygudan tamamen bağımsız bir şey haline gelmesi. Hayır burada Lvbel C5 gibi elemanlardan bahsetmeyeceğim. Bunu müzik statüsünde bile kabul etmek doğru değildir. Rock-pop akımdan bahsediyorum.

6-7 yaşlarındayken hiç istemediğim ve dolayısıyla hiçbir şey öğrenmediğim kısa bir gitar dersi dışında hiç müzik eğitimi almadım. Fakat 18 yıldır bilinçli olarak müzik dinlerim ve 12 yıldır da müzik yapmayla amatör olarak ilgilenirim. Nota bilmem ama bir kez duyduğum bir melodiyi de gitardan çalabilirim. Dolayısıyla duyduğum, dinlediğim ve dinlemek istediğim şey hakkında fikir beyan edebilirim diye düşünüyorum. Gerçi müzikten hiçbir şey anlamasam da bunu yapabilirim.

Fazla uzatmadan konuya geleyim. Müziğin duygusuzlaşmasından kastım sözler veya melodiyle ilgili değil. Çok güzel şeyler çıkıyor. Fakat bu şeyleri çıkaranlar çıkardıkları müziğin potansiyelini hiçbir zaman tam ortaya çıkarmıyorlar. Yaratılan güzel bir müzik sesi güzel olan biriyle lüks stüdyolarda hemen kaydediliyor ve yayınlanıyor. Müziğin hiçbir şekilde onu yaratanın duygu ve düşünceleriyle demlenmesine izin verilmiyor. Söyleyen kişi de bu şarkıyı yalnızca güzel sesiyle güzelce söylemeye çalışıyor. Sözlerin ağırlığı hiçbir şekilde hissedilmiyor. Sanki şarkı bambaşka bir şeyden bahsediyor, söyleyen kişi bambaşka bir şey söylüyor.

İki örnek vereceğim. Bir tanesi cover, diğeriyse yeni üretilen bir şey. Söz konusu cover bir dönem tiktok ve reelslerde meşur olan Selin Geçit’in Yalancı Bahar’ı. Yalancı Bahar ne güzel bir şarkı. Selin Geçit’in de sesi de belki çok güzel. Fakat bu cover yalnızca Selin Geçit’in o güzel ve güçlü sesini insanlara duyurmak için yaptığı bir şey gibi. Baştan sona kasıla kasıla söylenmiş, sözlerin duyguları tamamen silinmiş. Robotik bir şekilde sadece güzel ses dinliyoruz bu coverı dinlerken. Diğer örnek ise fazlasıyla yeni sanırım. Gerçek sanatçısı doğru mu bilmiyorum, Didomido’nun Bahsetmem Lazım şarkısı. O mu söylüyor bilmiyorum ama bir stüdyoda sarışın bir hanımefendinin söylediği versiyonundan bahsediyorum. Şarkı hafif duygulardan bahsetmiyor fakat bir duygu ifade etmekten ziyade tamamen hızlı bir şekilde tüketilmek için yazılmış. Bir şey hissettirebilmek için fazla hızlı. Söyleyen hanımefendi de gayet güzel bir sesle fakat tamamen nötr duygularla ve stabil bir ses tonuyla bu şarkıyı söylüyor. İniş çıkış yok, sadece temiz bir ses. Güzel bir şey dinliyorsunuz belki fakat hiçbir şey hissetmiyorsunuz.

Bunlar belki amatör örnekler diyebilirsiniz. Bu yüzden hiç amatör olmayan bir ses daha ekleyeceğim bu örneklere. Özellikle son yıllarda Rock-Metal camiasında sahnede sürekli gördüğüm Sena Şener. Pentagram’la sahneye çıktı oradan biliyorum. Türk Metal müziğinin en büyük isimleriyle aynı sahnede Anatolia söyledi. Gidip dinleyin. Sadece güzel sesini gösterebilmek için şarkı söylüyor. Sesi güzel ama asla güzel söylemiyor. Sözleri boş ve duygusuz. Bu yazıyı yazarken bir yandan kendi şarkılarından birini de açtım belki haksızlık yapıyorumdur diye ama aynı şey orada da var. Evet belki yavaş ama duygusuz. Halbuki mesela en popüler örnek olarak Şebnem Ferah böyle mi? Türk Rock müziğinin en güçlü kadın seslerinden birisi, Yalnız’ı bir dinleyin. İnişleri ve çıkışlarıyla bize gerçekten şarkının duygusunu hissettiriyor. Çünkü kendisi de şarkıyı hissediyor. Şebnem Ferah bunu başarmamış olsaydı bugünkü Şebnem Ferah olamazdı. Sesi belki yine çok güzel ve güçlü olurdu ama bu isim bize bugünkü gibi bir şey ifade etmezdi. Yanlış anlaşılmasın, burada niyetim Sena Şener’i Şebnem Ferah ile kıyaslamak değil. Çok büyük haksızlık olur Sena Şener’e. Dikkat çekmek istediğim nokta duyguları ifade edebilmek konusu. Büyük de olsanız küçük de olsanız bu bir müziğin sahip olması gereken ilk niteliktir. Duygusuz şiir olmaz. Duygusuz şiir nasıl olmazsa duygusuz müzik de olmaz.

Başlığı ilk “müziğin duygusuzlaştırılması” olarak yazmıştım fakat sonra fark ettim. Müziğin duygusuzlaşmasında aslında kimsenin bir suçu yok. Bu yukarıda bahsettiğim isimler hakkında da “bunlar müziği duygusuzlaştırıyor” benzeri bir hedef gösterme niyetim yok. Bu üretilenler tamamen mevcut düzenin bir çıktısı. Bunun farkına varmam üzerine başlığı bu şekliyle değiştirdim. Müziğin duygusuzlaşmasında bence iki temel etken var. (1) Artık bir telefonla bile bir kayıt alıp evden hiç çıkmadan bu kaydı yayınlayabiliyorsunuz. Üstelik müziğin artık tiktok gibi platformlarda yayıldığı düşünüldüğünde, güzel bir şey ürettiğinizde bunu hemen yayınlayabiliyorsunuz. Bu stüdyolara ulaşma imkanı olmayan, birinin desteğini veya müziğin eğitimini alma imkanı olmayan insanlar için çok büyük bir fırsat. Ama aynı zamanda müziğin icrasında eğitimsizliğin yaygınlaşmasına da sebep oluyor. Sesi güzel olanın ve tiktokta bunu tutturanın radyoları ve müzik kanallarını işgal ettiği bir yer haline geliyor müzik sektörü. Aynı zamanda sektör de duygudan ziyade hızlı bir şekilde üretilip tüketilebilecek bir şey arıyor. (2) Müziğin duygusuzlaşmasındaki diğer sebep yukarıda anlattıklarımla biraz ilgili. Müzik artık yapay zeka tarafından da icra edilmeye başladı. YouTube sayısız ai cover ile dolu. Bazıları ne yazık ki çok da güzel… Aslında biraz da bu yüzden hızlı üretilmesi gereken bir şey oldu müzik. Siz bir şarkı yazıp, bunu duygularınızla demleyene kadar yapay zeka 5 tane trend müzik yaratabiliyor. İlk sebeple paralellik sanatçıyı hızlı bir şekilde üretmeye zorlamasında. Sadece tüketmek üzerine kurulmuş düzen dinlediğimiz müziği bile işgal ediyor artık.

Düşündüğümden daha uzun bir yazı oldu. Neyse, sistem neyi üretip neyi önümüze sunarsa sunsun, biz Şebnem Ferah ve Hayko Cepkin gibilerini dinlemeye devam edeceğiz.

 

Fatih Karaman, 16.04.2026

Etiketlendi: