Geçinmek için günlük işlerde çalışmaya başlayan bir üniversite öğrencisinin günlüklerinden alınan bu satırlarda bölünmüş bir karakter bulacaksınız: Kültürel/bireysel beklentiler ile maddi gerçeklik arasında, tarımsal aile ekonomisi ile kurumsal hizmet sektörü arasında, “sınıf bilinci” ile “yanlış bilinç” arasında…

İlk bölüm: https://hararet.org/uc-bes-kurus-pesinde-bir-universitelinin-gunlugu-1/
İkinci bölüm: https://hararet.org/uc-bes-kurus-pesinde-bir-universitelinin-gunlugu-2/


Üçüncü gün. Aynı otel. Tabakları siliyorum. Müzikte Dario Moreno’nun Her Akşam‘ı çalıyor. Şarkı nakarata her geldiğinde yüzümde beliren gülümsemeye engel olamıyorum. Olmak da istemiyorum.

Her akşam votka, rakı ve şarap
İçtikçe delirir insan olur harap
Kurtar beni bundan ne olursun ya Rab
Bitsin artık bu korkunç serap

İşte burada her akşam votka, rakı ve şarap içenler… Hâlleri hiç de “harap” değil, tersine şarkının temposu gibi eğlenmeyi, kendinden geçmeyi andırıyor. Ne var ki şarkıyı icra eden sanatçı yorulmaktan, bitmekten, harap olmaktan bahsediyor. “Aman ne harap!..” diyorum uzun uzun gülerek. Siz zıkkımlanın, kendinizden geçin, her akşam votka, rakı ve şarap içecek kadar kuru tuzunuzla raks edin, biz de üç kuruş için bi’ tarafımızı yırtalım. Ama harap olan siz, acı çeken siz, bu hikâyede saki bile olamayan, romanın isimsiz karakterleri arasına bile giremeyen biz. Bireyci-toplumcu sanat, küçük burjuva edebiyatı-toplumcu gerçekçilik gibi ayrımları şimdi daha iyi anlıyorum.

Bu akşam mekân önceki sefere göre daha az kalabalık olduğu için çok fazla iş düşmez zannettim başlarda. Ama ona göre çalışan kadrosunu da dar tutmuş herifler. Bütün yük üç beş kişini sırtına binince, eh, arazi olmakta pek hünerli ekip arkadaşları da olunca yine saatleri saymaya başladık. Tıka basa dolu olduğu gece mesai ne zaman bittiyse şimdi de o zaman bitti. Neyse ki ev arkadaşım Q ile birlikte olduğumuz için iş bir nebze çekilir oldu. Hatta diyebilirim ki bu yazıyı yazmanın vereceği küçük zevki düşünerek işe daha iyi asıldım.

İşle ve çalışma faaliyetiyle ilgili sıradışı yorumlar yapıp dünyanın bütün fiziksel emeğe dayalı çalışma ortamlarını hapishaneye benzetecek oluyorum fakat henüz yeni çalışmaya başlayan biri olarak bu yorumumun acemilikten ve zayıflıktan kaynaklanacağını hesaba katıp kendi küçük fantezilerimi dizginliyorum. Bu gece bana absürt gelen şey, milyarlarca insanın normali.

Düşünüyorum, peder bey yıllardır her Allah’ın günü nasıl saatlerce emek harcıyor? Düşünsene, adamın özgür hayatı saat 18’de başlıyor, gece uyuyana kadar 6-7 saat sürüyor. Yıllardır hayatının yalnızca üçte biri kendine ait şekilde yaşıyor. Ama yine de o bunun gibi bir şey değil. Burada sana emir verenler arasında birilerine karşı “çok büyük” sorumluluklar yüklenen insanlar var. Bir kere mekân lüks, uluslararası bir mekân olduğu için senin işini yapmadaki başarın önce mekânın sahibinin, sonra genel müdürünün, daha sonra devamlı çalışanlarının, daha sonra da senin gibi geçici çalışan olup senden kıdemli olanların başarısı demek. Bu zincirdeki sırasına göre herkes altındakilerin başarısından ve başarısızlığından üstündekilere karşı sorumlu olduğundan dolayı altındakilerin daha başarılı olması için onların üzerinde sürekli bir denetim kuruyor. Taşrada bir fırında çalışan adamın yapacağı hata hangi “marka değeri”ni, “prestij”i zedeler ki?

Neyse, işe girmeden önce uzun bir dönemdir elime kitap almaz olmuştum. Şimdi okumaya daha az vaktim var ama daha çok okuyorum. Bu, düzene girmekle ilgili bir sonuç. Bir konuda düzen kurduktan sonra günlük hayatının geri kalan kısımlarını da bir şekilde düzene sokma eğilimine sahip oluyorsun. Neticede söz konusu tuvalete gitmek olsa bile bir düzene sahip olmak kesinlikle eksik olduğum ve ihtiyaç duyduğum bir şeydi. O yüzden mutluyum.

Bu arada, bardakları silerken kendime şunu dedim: Ee, zamanında aptallık yapıp okuluna gitmezsen şimdi üç kuruş için kendini paralarsın böyle. Son derece haklı bir söz idi. Yine de mutluyum. Olumsuzluklara dayanma gücünü onları küçümsemede buluyorum. Küçümseyebiliyorum, çünkü benim hikâyem karikatürize edilebilecek türden, komik ve keyifli bir hikâye. Yıllar sonra bugünleri hatırladığımda çok güleceğim. Böyle düşündüğüme göre kendimi yıllar sonra bugünkünden daha iyi bir yerde görüyorum demektir. Yani umutluyum. Bu yüzden mutluyum. Mücadeleye devam…

24 Eylül 2017, 05.11. Bel ağrısı çekerken.