Düşlediği dünyayı inşa etmek fırsatı her filozofun eline geçen bir fırsat değildir. Fırsat eline geçse dahi eyleme geçmeye cesaret eden çok az filozof yaşamıştır. Troçki, belki bir avuç olan bu insanlardan biridir. Onu okumak ve anlamak ise sıradan bir filozofu anlamaktan daha zordur. Zira tıpkı Lenin gibi, Troçki’nin düşlediği dünyaya giden yol dümdüz yürüyerek varabileceği bir yol değil; tam aksine zikzaklarla dolu, zaman zaman iki geri bir ileri gitmek zorunda kaldığı bir yoldur. Devrimin ideoloğu ve bizzat onu eyleme geçiren devrimcisi olmanın çelişkisi de burada ortaya çıkar. Bazı durumlarda devrimci, Lenin’in de işaret ettiği gibi, hararetlendirmek istediği kitleleri, kendisinden beklenin aksine yatıştırmaya çalışmak zorunda kalabilir:

“Basit bir savaşta bile stratejik nedenlerle planlanan hücumdan vazgeçilmek zorunda kalınabilir ve bu durumun ortaya çıkması sınıf mücadelesinde daha muhtemeldir. Durumun farkına varmamız, kararlarda gözü pek olmamız gerekir.”[1]

İşte bu nedenle ki hem devrimin ideoloğu hem de onu bizzat eyleme geçiren devrimcileri anlamak yalnızca yazdıklarını okuyarak anlaşılmaz. Marx’ı Marx biyografisi okumadan da anlamak mümkünken Troçki ve Lenin gibi devrimcileri biyografilerinden bağımsız anlamak mümkün değildir. Bu yazının başlangıcı olduğu seri ise, içindeki cümlelerin ve bilgilerin zayıflığı mazur görülürse, geçtiğimiz çağın büyük bir devrimcisini anlamaya çalışma girişimidir. Yazarın bu konuda neden Troçki’yi seçtiği ise akla gelebilecek haklı bir sorudur. Troçki kanaatimce devrimler tarihi içerisinde en özgün konumda bulunan devrimcidir. Zira devrimi teorik olarak hem tasarlayıp hem gerçekleştiren, sonrasında ise devrimden tasfiye edilen başka bir devrimci yaşamamıştır. Üstelik devrimin teorik yanını ortaya koyduğu yıllarda, düşlediği devrimi gerçekleştirecek olan Bolşevik Parti’nin de koyu bir muhalifidir. Dolayısıyla hayatının her alanında ne yaşayıp ne düşündüğünü anlamak veya en azından anlamaya çalışmak bizce değerlidir.

Bu yazının başlangıcı olduğu seride Troçki’nin hayatını, ünlü bir Troçkist olan Tony Cliff’in yazmış olduğu 4 ciltlik biyografi üzerinden takip edeceğiz. Tabii burada kitap özeti yapmaktan ziyade yukarıda da bahsettiğim gibi Troçki’nin ne yaşayıp ne düşündüğüne dair önemli bulduğum konuları kaleme dökmeye çalışacağım.

Şimdi Troçki’nin kendisinin yazmış olduğu bir otobiyografisi varken neden Tony Cliff’in biyografisi üzerinden ilerlediğimiz de sorulabilir. Bunun en önemli sebebi, önemli bir askeri tarihçi olan Liddell Hart’ın da ifade ettiği gibi tarihi figürlere dair hiçbir şey “arzu ettikleri bir zaman diliminde ve arzu ettikleri şekilde derleyip toplayarak”[2] yazdıkları otobiyografilerden daha yanıltıcı olamaz. Az önce de bahsettiğim üzere kendi yaptığı devrimden tasfiye edilen biri olarak Troçki’nin biyografisinde bir çeşit hesaplaşma ve haklı çıkma kaygısı olacağı için ve pek tabii sürgünde geçirdiği yıllar da aslında ne kadar pasif kalıyormuş gibi gözükse de dünya genelinde enternasyonalist bir hareketin parçası olduğundan, hatıratında yazdıkları şeyler, gerçeklerden, isteyerek yahut istemeyerek sapmış olabilir. Zira yukarıda da ifade ettiğim gibi düşlenen dünyaya giden yol zikzaklarla ve geri çekilmelerle doludur. Bu devrimci ise amacına giden yolda her türlü aracı kullanabilecek kadar reelpolitiktir. Bu biyografiyi seçmemizin diğer bir sebebi ise Tony Cliff’in değerli ve akademik etiğe sahip bir Troçkist olmasıdır. Biyografiyi okurken de görebileceğiniz üzere Cliff’in, Troçki’nin haksız olduğu konuları belirtmesinin yanında, önceden yazmış olduğu yazılarındaki hatalarını sonradan kabul edip düzeltmesi bu açıdan önemlidir ve ideal olmasa da incelemeye değer elimizde bulunan en iyi biyografi, bizce Tony Cliff’in biyografisidir.[3] Serinin ilk yazısında ise Ekim Devrimi’nden önce Troçki ile Lenin arasında geçem fikir ayrılıklarını daha çok Troçki’nin perspektifinden inceleyeceğiz.

                Bolşevik-Menşevik Ayrımında Troçki

Troçki ile Lenin arasındaki fikir ayrılıklarının temeli, 1903’te gerçekleşen ve Rusya Sosyal Demokrat İşçi Partisi’ni fiilen Bolşevik ve Menşevik olarak ikiye bölen partinin ikinci kongresine dayanmaktadır. Bölünmenin konusu ise partinin yapısıydı. Menşevik taraf parti tabanının daha geniş ve kapsayıcı olması gerektiğini, parti yapısının ise demokratik ve federatif olması gerektiğini savunurken Lenin’in başını çektiği Bolşevik taraf ise, parti tabanın, toplumun diğer kesimlerine yön verecek dar ve çelikleşmiş bir işçi kitlesi tarafından oluşturulmasını ve parti yapısının ise, Menşeviklerin önerdiğinin aksine merkeziyetçi olması gerektiğini savunmuştur.

Bu dönemde Plehanov ve Martov gibi Rus Marksistlerinin etkisi altında olan Troçki, bir Menşevik olmamasına rağmen bu tartışmada Menşeviklerin yanında yer aldı. Troçki’ye göre söz konusu tartışma, sınıf mücadelesiyle alakası olmayan, daha çok proleterya üzerine kurulmak istenen bir diktatörlüğü tartışmaktı. Bu diktatörlüğü ise olağanüstü koşulların olağanüstü önlemler gerektirdiğini söyleyen Lenin kurmaya çalışıyordu. Bu dönemde Troçki’nin Lenin’e ve parti merkeziyetçiliğine karşı yazmış olduğu iki broşürden, Sibirya Delegasyonu Raporu ve Siyasi Görevlerimiz başlıklı broşürlerinden, eleştirilerinden bazı alıntılar şu şekildedir:

“(Lenin’e göre) kurtuluş mücadelesinde Sosyal Demokrasi’nin hegemonyası, Lenin’in sosyal demokrasi üzerindeki hegemonyasıdır… Biz yenilgiye uğradık çünkü kader, merkeziyetçiliğin değil de ben merkezciliğin zaferine hükmetti.[4]

“Partinin iç siyasetinde, bu (merkeziyetçi) yöntemler, parti örgütünün kendisini parti yerine koymasına, merkez komitesinin kendisini parti örgütü yerine koymasına ve sonunda da diktatörün kendisini merkez komite yerine koymasına yol açar.[5]

“Bu örnekte (Bolşevik örneği), proleterya için düşünen, kendisini siyasal olarak onun yerine koyan bir partimiz varken, diğerinde tüm siyasal grup ve partilerin iradesi üzerinde rasyonel bir baskı uygulayacak proleteryayı siyasal olarak eğitip seferber edebilecek bir partimiz var.”[6]

                Troçki, o yıllarda Bolşevikler tarafından önerilen bu otoriter ve merkeziyetçi bir partinin liderliğinde yapılacak olan devrimin esasında proleteryayı ulaşılmak istenen noktaya ulaştırmayacağını da açıkça ifade eder:

“proleterya üzerinde diktatörlük, toplumun kaderini eline almış işçi sınıfının öz eylemi değil, ama proleteryanın üzerinde ve onun aracılığıyla da toplumun üzerinde egemenlik kurarak, muhtemelen sosyalizme geçişi güvence altına alan “güçlü bir emir-komuta örgütü” anlamına gelir.

“(devrim sonrasında gerek sınıflar arasında gerekse proleteryanın kendi içerisinde ortaya çıkacak sorunlar o kadar fazla olacaktır ki bunlar ancak sistematik bir mücadele yoluyla çözülebilir) Hiçbir ‘güçlü otoriter örgüt’ bu ihtilafları çözebilecek durumda olmayacaktır… Çünkü toplumda diktatörlüğünü uygulayabilecek konumdaki bir proleteryanın kendi üzerinde hiçbir diktatörlüğü hoş görmeyeceğiz açıktır.”[7]

                Görüldüğü üzere Troçki’nin Lenin’e ve Bolşeviklere yönelik eleştirileri temel olarak, proleterya diktatörlüğünü kurarken partinin de proleterya üzerine bir diktatörlük kurmasına yoğunlaşmıştır. Buna alternatif olarak ise Troçki, proleterya içerisinde de demokrasiyi sağlayacak olan, Menşeviklerin önerdiği esnek ve demokratik bir parti yapısını savunmuştur.

                Dünya Savaşı Yılları

                Troçki ile Lenin ikilisi, dünya savaşı patlak verdiğinde tekrar kendilerini bir tartışma içerisinde bulmuşlardır. Tabii parti yapısına yönelik tartışmalarının üzerinden on yıl geçmiştir. Bu süre zarfında Troçki, bağımsız bir düşünür olarak 1905 Devrimi’nde Petrgorad Sovyeti’ni örgütlemiş ve gerek Japon-Rus Savaşı sırasında gerekse de devrim sonrasında kurulan Duma’da Menşeviklerin liberallerle sürekli ittifak yapması üzerine Menşeviklerden epey uzaklaşmıştır. Zira, bir Bolşevik olmasa dahi liberallerle ve burjuvaziyle ittifak yapılması konusunda, muhtemelen en radikal Bolşevikten bile daha solda bulunmaktaydı. Fakat Bolşeviklerin parti yapısını da onaylamadığından ötürü 1917 yılında kadar hizipsiz bir Komünist olarak yazıp çizmeye devam etmiştir.

                Dünya Savaşı başladığında ve Rusya’nın Almanya, Habsburg ve Osmanlı imparatorluklarına karşı savaşa girdiğinde Rus sosyalistleri kendilerini, savaşa ve Rus Çarına karşı ne tarz bir tavır takınılacağı tartışmasının içerisinde buldular. Zira hem Çar hem de Çarın düşmanı olan imparatorluklar gericiliğin kalesi konumundaydılar. Dolayısıyla Rus solu bu konuda hayli geniş bir fikir ayrılığı tecrübe etti. “Rus marksizminin babası” Plehanov, “yaşlı ve hasta olmasaydım, askere gitmeyi düşünürdüm. Sizin Alman yoldaşlarınızı süngülemek bana büyük zevk verirdi”[8] diyerek bir ucu temsil ederken diğer taraftan en soldaki konumu ise muhtemelen Lenin temsil etmekteydi. Lenin’e göre kendi egemen sınıfını iç savaş yoluyla devirmek isteyen bir devrimcinin kendi ülkesinin yenilgisini temenni etmeliydi:

“Devrimci bir sınıfın, gerici bir savaşta kendi hükümetinin yenilgisini arzulamaktan başka bir çaresi olmadığı gibi hükümetin askeri gerilemelerinin onun devrilmesini kolaylaştıracağını da görmesi gerekir… Tüm savaşan ülkelerin sosyalistleri ‘kendi’ tüm hükümetlerinin yenilgisi arzusunu ifade etmeleri gerekir.”[9]

                Görüldüğü üzere Rus Marksistleri bir konuda ne kadar zıt şeyler söylenebilirse o kadar zıt şeyler söylemişlerdir. Hatta Rus Marksizminin durumu o kadar dağınıktı ki Bolşevik Parti’nin ancak çok küçük bir kısmı bu konuda Lenin’e katılıyordu.

                Hizipsiz bir düşünür olarak Troçki’nin bu konudaki düşünceleri de haliyle bu iki ucu temsil eden görüşten uzaktı. Troçki’ye göre savaş en kısa zamanda ilhaksız ve tazminatsız bir şekilde sonlanmalıydı. Bunu yapacak olan ise yeni bir Enternasyonal olmalıydı:

                “Sosyal Demokrasinin hem ulusal partiler içinde hem de bütün Enternasyonal’de dağılmış saflarını yeniden toparlayabileceği slogan ‘Savaşa Hemen Son’dur… Savaş tazminatına hayır! Her ulusa kendi kaderini tayin hakkı! Monarşisiz, düzenli ordusuz, egemen feodal kastsız, gizli diplomasisiz Avrupa Birleşik Devletleri!”[10]

                Bunlarla birlikte Troçki, Lenin’in sunduğu “devrimci yenilgicilik” programını şiddetle eleştirmiştir. Zira Troçki’ye göre yenilgiyle yapılacak bir devrim, son derece ciddi ekonomik ve siyasi krizlere sebep olacaktır ve böylelikle gücü devralan devrimci iktidar, kendini normal şartlardan çok daha güç bir pozisyonda bulacaktır. Aynı zamanda savaşan tarafların ikisi de gerici rejimler olduğu için ve birinin zayıflaması diğerinin güçlenmesi anlamına geleceği için yenilen tarafta iktidarı devralacak olan devrimci iktidar, içerideki ekonomik ve toplumsal krizlere ek olarak bir de daha da güçlenmiş gerici bir rejime karşı savaşmak durumunda kalacaktır. Üstelik yenilgi, burjuvaziden önce cephede savaşan işçi ve köylüleri kıracağı için savaş, Troçki’ye göre, en çok proleteryanın “kanatlarını budayacaktır”.[11]

                Tabii diğer ülkelerin sosyal demokratları da savaşa karşı ne tutum takınacağı konusunda fikir ayrılıkları yaşamaktaydı. Avrupa’daki önemli sosyal demokrat hareketlerin liderleri bir fikir birliğine varmak umuduyla, İkinci Enternasyonal’den bağımsız olarak 1915’te bir İsviçre kasabası olan Zimmerwald’de toplandı. Troçki ve Lenin’le birlikte toplam 38 delegenin katıldığı kongrede Lenin ve kendisini destekleyen sekiz kişilik bir grup, İkinci Enternasyonal’den ayrılmayı ve “devrimci yenilgicilik” programının tüm ülkelerin sosyalistlerince kabul edilmesi gerektiğini savundu. Sağ tarafta ise kongrenin çoğunluğunu oluşturan ve barış talebini kabul etmekle birlikte Lenin’in enternasyonalden ayrılmak ve kendi rejimlerine karşı bir iç savaş başlatmak görüşlerine karşı çıkan 19-20 delege bulunmaktaydı. Tabii Menşevikler de bu grubun içerisinde yer alıyordu. İçlerinde Troçki’nin de bulunduğu bağımsız bir grup ise bu iki grubun arasında konumlanıyordu.[12]

                Lenin ve Bolşeviklerle Yakınlaşma

Troçki ve Lenin, Ekim Devrimi’nin iki büyük mimarı olarak neredeyse devrime altı ay kalana dek daima birbirleriyle tartıştılar. Esasında devrim sırasında ve devrim sonrasında da tartıştılar fakat bu tartışmalar parti içi yaşanan tartışmalardı. Ele aldığımız dönemde Lenin bir Bolşevik, Troçki ise Bolşevizmin en azılı eleştirmenlerinden biriydi. Fakat dünyanın ve Rusya’nın içinde bulunduğu durum, bir noktadan sonra bu iki devrimciyi bir noktada birleştirmişti. Bu olayların en başında Dünya Savaşı gelmektedir. Zira Troçki her ne kadar Lenin’in pozisyonunu eleştirse de Menşeviklerin sağda ve Çar’ın yanında konumlanması Troçki’yi ister istemez Bolşevik tutuma daha yakın olmaya itmiştir. Troçki’yi Bolşeviklerle yakınlaştıran diğer bir sebep ise Şubat Devrimi olmuştur, zira Rus sosyal demokrasi hareketinin diğer fraksiyonları Şubat Devrimi’yle birlikte iktidara gelmişlerdir ve bu iktidarın kurmaya çalıştığı iktidarın Çar’ın iktidarından farklı olmadığını görmüştür. Bunlara ek olarak, bağımsız bir düşünür olarak bir ayaklanma örgütlemenin ve onu başarıya ulaştırmanın zorluğunu 1905’te Petrgorad’da tecrübe etmiş biri olarak devrimin, merkezi ve çelikleşmiş kadrolara sahip bir parti tarafından yapılabileceğini kavramıştır. Bu da tabii Bolşevik parti ile mümkün olabilirdi.

Sonuç Yerine

                Sonuç kısmını seriyi tamamladıktan sonra genel olarak Troçki portresi üzerinden yapmak çok daha isabetli olur. Zira bu yazıda incelediğimiz kısım, Troçki’nin hayatının belki de en önemsiz kısmıdır. Troçki’nin “önemsiz” bir dönemini incelemiş olsak da bu yazıda incelediğimiz fikir ayrılıkları, Troçki’nin hayatı boyunca savunduğu iki temel noktayı ele alıyor: Parti ve proleterya içerisinde demokrasi ve kurtuluş için enternasyonalizm. Olaylara bakış açısı ve düşünceleri, zaman içerisinde koşullara ve hadiselere bağlı olarak değişecek olsa bile serini devamında da göreceğimiz üzere bu iki ilke, Troçki’nin bütün hayatı boyunca uğruna mücadele ettiği şey olacaktır.  

Fatih Karaman


Dipnotlar

[1] Haziran Ayaklanması’nı yatıştırdığı için kendisine hesap soran Petrograd Bolşevik Komitesi’ne yaptığı savunma. Alexander Rabinowitch, Devrime Doğru, Petrograd Bolşevikleri ve 1917 Temmuz Ayaklanması, Yordam Kitap, 2014, sayfa 76.

[2] B. H. Liddell Hart, Hitler’in Generalleri Konuşuyor (çev. Selçuk Uygur), Kronik Kitap, 2019, sayfa 16

[3] Sonradan düzelttiği hataya ilişkin olarak yazar; Rosa Luxemburg’un Sürekli Devrim Teorisi’ne karşı olan tutumunun, yine kendi yazmış olduğu Rosa Luxemburg’un biyografisinde yazmış olduğu durumdan farklı olduğunu ve bunu detaylı bir araştırma sonunda öğrenmiş olduğunu ifade eder. Böylelikle Cliff, Troçki’nin otobiyografisiyle ters düşmeyi göze almıştır. Kaynak: Tony Cliff, Troçki I. Cilt, Marx-21 Yayınları, 2013, sayfa 150.

[4] Lev Troçki, The Report of the Siberian Delegation, 1903. https://www.marxists.org/archive/trotsky/1903/xx/siberian.htm ‘dan alınmıştır. Çevrilen alıntı: “We have suffered a defeat, because fate decreed the victory not of centralism but of ego-centralism, based on the psychology of the repentant Economists and dilettantes.”

[5] Lev Troçki, Our Political Tasks, 1904. https://www.marxists.org/archive/trotsky/1904/tasks/ch03.htm ‘dan alınmıştır. Çevrilen alıntı: “In the internal politics of the Party these methods lead, as we shall see below, to the Party organisation “substituting” itself for the Party, the Central Committee substituting itself for the Party organisation, and finally the dictator substituting himself for the Central Committee”

[6] Lev Troçki, Our Political Tasks, 1904. https://www.marxists.org/archive/trotsky/1904/tasks/ch03.htm ‘dan alınmıştır. Çevrilen alıntı: “In the one case we have a party which thinks for the proletariat, which substitutes itself politically for it, and in the other we have a party which politically educates and mobilises the proletariat to exercise rational pressure on the will of all political groups and parties.”

[7] Tony Cliff, Troçki cilt 1: Ekim’e Doğru (1879-1917), Marx-21 Yayınları, 2013, sayfa 65

[8] Tony Cliff, a.g.e., sayfa 211

[9] Vladimir Lenin, Collected Works cilt 22, sayfa 177.

[10] Lev Troçki, Savaş ve Enternasyonal, 1914. https://www.marxists.org/archive/trotsky/1914/war/index.htm ‘dan alınmıştır.

[11] Tony Cliff, a.g.e., sayfa 207

[12] Tony Cliff, a.g.e., sayfa 211

Kaynakça:

Hart, B. H. Liddell, Hitler’in Generalleri Konuşuyor (çev. Selçuk Uygur), Kronik Kitap, 2019.

Cliff, Tony, Troçki I. Cilt, Marx-21 Yayınları, 2013

Lenin, Vladimir, Collected Works cilt 22, Progress Publishers, Moskova, 1964.

Rabinowitch, Alexander, Devrime Doğru, Petrograd Bolşevikleri ve 1917 Temmuz Ayaklanması, Yordam Kitap, 2014.

Troçki, Lev, The Report of the Siberian Delegation, 1903. https://www.marxists.org/archive/trotsky/1903/xx/siberian.htm‘dan alınmıştır

Troçki, Lev, Our Political Tasks, 1904. https://www.marxists.org/archive/trotsky/1904/tasks/ch03.htm ‘dan alınmıştır

Troçki, Lev, The War and the International, 1914. https://www.marxists.org/archive/trotsky/1914/war/index.htm‘dan alınmıştır.