# Hararet.org > Kayıtsızlardan nefret diyoruz ## Posts - [2026'da gözden kaçmaması gereken 5 yeni kitap!](https://hararet.org/2026da-gozden-kacmamasi-gereken-5-yeni-kitap/): Hararet.org’un editör masasında tarihin ve kuramın kesişim noktalarında duran beş önemli eser var. İktisadi zaferlerden mülksüzleşmeye, Marx’ın temel metinlerinden sosyalizmin küresel serüvenine kadar uzanan bu seçkiyi sizler için derledik.   Yordam Kitap yine önemli bir iş yaptı ve uzun süredir beklenen Metin Çulhaoğlu’nun “Doğruda Durmanın Felsefesi” kitabını 4 cilt olmak üzere bastı. Yayınevi kitabı şu sözlerle tanıtıyor, “Metin Çulhaoğlu’nun 50 yılı aşkın sosyalizm mücadelesinin ürünlerini bir araya getirmek hayli güç bir iş. Birçok kitap, derleme, tebliğ, çeşitli dergilerde yayınlanmış makaleler ve belki de binlerce köşe yazısı. Dört ciltlik bu hacimli çalışma ise Metin Çulhaoğlu’nun makalelerinden oluşuyor”         - [Venezuela ve Sokrates - Özkan Bakioğlu](https://hararet.org/venezuela-ve-sokrates-ozkan-bakioglu/): Platon’un demokrasiye yönelik yergi ve eleştirileri herkesin malumudur. Hocası Sokrates’in “gençlerin ahlakını bozmak” suçundan ölüme mahkum edilmesinin, elbette Platon’un demokrasi eleştirilerinde önemli bir yeri vardır. Sokrates’in idam edildiği o gün Platon şunu gördü: Demokrasi, çoğunluğun tiranlığıdır. Ne demek bu? İlerici bir fikir, henüz o fikre hazır olmayanlar tarafından rahatlıkla lanetlenebilmektedir. Peki ne yapalım? Kendimizi filozof krala mı teslim edelim? Yetersizlerin Yetki Sahibi Olma Sorunu Platon’un Devlet eserinde ilk başta böyle bir şeyi savunduğu düşünülebilir ama belki de Platon Devlet eserinde monarşiden söz etmemektedir; çünkü eser boyunca yaptığı tasnifler gösteriyor ki onun asıl derdi yeterliliği olmayanların yetkilerinin olmasıdır. Bu bağlamda Platon’a - [Emir Kusturica ve Jose Mujica’dan devrimci bir rehber: El Pepe: Yüce Bir Yaşam](https://hararet.org/emir-kusturica-ve-jose-mujicadan-devrimci-bir-rehber-el-pepe-yuce-bir-yasam/): Kimse devrimciler olarak nasıl yaşamamız gerektiğini tarif edemiyor. Bugün sol değerler adına bir temsil krizi yaşanıyor. Sovyetlerin çöküşü reel sosyalizmin sonu anlamına gelirken aslında yeniden üretilebilir sol kültürün de sonu anlamına geliyordu. Temsil krizinin altında yatan faktörlerin en önemlisi bu. Sosyalizm bir ‘idealar’ bütünü olarak herkesin dudağında ve zihninde var fakat pratikte nerede? Hiçbir yerde. Kapitalizm ise bir atmosfer gibi her yeri kaplıyor fakat yine de onun altında aşınmayan ve en azından var olmayı sürdürmeyi sürdüren birileri de var elbette. Nihayetinde Sovyetler çöktü fakat Fukuyama’nın söylediği gibi tarihin sonu gelmedi, tarihin neresinde olduğumuzu bilmiyorum fakat yaratıcı bir yıkımın eşiğinde olduğumuza - [Küçük Bir Gerileme Bir Ömür Sürebilir - Fatih Karaman](https://hararet.org/kucuk-bir-gerileme-bir-omur-surebilir-fatih-karaman/): Küçük Bir Gerileme Bir Ömür Sürebilir – Fatih Karaman “Senin için kısa bir zaman başkaları için bir ömür olabilir.”[1] Bu sözleri Star Wars evreninde Jedi Ustası Luke Skywalker, henüz yeni eğitmeye başladığı çırağı Grogu’ya, popüler olan adıyla Baby Yoda’ya söylüyor. Çok alakasız olan bu alıntının altını biraz doldurmak gerek. Şöyle ki, Grogu galakside nadir rastlanan, bilinmeyen bir gezegenden gelen bilinmeyen bir türe ait ve ömrü bin yıl kadar sürmekte. Bu sebeple aynı zamanda yetenekleri de geç gelişmekte. Skywalker kendisine bunları söylerken Grogu 50 yaşındaydı, yani 28 yaşında olan ustasından 22 yıl daha yaşlıydı. Geç gelişimi sebebiyle Grogu belki de ancak - [Bir sosyalist oğluna nasıl Alp Cihangir ismini koyar?](https://hararet.org/bir-sosyalist-ogluna-nasil-alp-cihangir-ismini-koyar/): Oğlum doğduğunda bir isim koymam gerekliydi. İnsan için isim takmak önemlidir, tekinsizliği kabullenmez insan. Bu nedenle her şeyin bir ismi vardır insan tanımak ister. Cihangir ismi uzun süredir aklımdaydı, eşim de Alp’i ekledi; böylece ismi Alp Cihangir oldu. Alp Cihangir de artık kimselerden bir kimse, ismi ve cismi var. Lakin nihayetinde babası sosyalist olan bir çocuğun ismi neden Alp Cihangir? Şakayla karışık bunu sorgulayanlar olduğunu gördüm, yüz yüze de geldim. Hapşırık bir semptomdur, hastalığın kendisi değildir. Hapşırık bir hastalığın belirtisi olabilir ya da en olmadı bir alerjinin. Yani aslında bir hapşırık asla bir hapşırık değildir. Alp Cihangir’in isminin sorgulanması da - [Barış ve komünizmin gerekliliği üzerine -Emirhan Akman](https://hararet.org/baris-ve-komunizmin-gerekliligi-uzerine-emirhan-akman/): Emperyalizm için barış esasında savaş demektir. Kapitalizmin en üst aşaması olarak tarif edilen bu düzen, içerde doymak bilmeyen obur bir çocuğa benzer; her şeyi yutar ama karnı yine de şişkin ve huzursuzdur. O noktada gözünü dışarıya diker. Lenin’in bugünlere de seslenen “Emperyalizm: Kapitalizmin En Yüksek Aşaması” kitabı hâlâ hatırlatıcı ve uyarıcı görevini sürdürüyor. Şişko çocuğun gözünü dışarıya dikmesine şöyle söylüyor Lenin, “Kapitalizm geliştikçe hammadde eksikliği de kendini o denli duyurmaktadır; rekabetin koşulları o denli sertleşmekte, bütün yeryüzünde hammadde kaynakları arama çabaları o denli alevlenmekte, sömürgelere sahip olma savaşımı o denli amansız olmaktadır.”  Emperyalizmin “barış götürme” iddiası tam da burada devreye - [GELİN, DÖVÜŞÜYORUZ - Özkan Bakioğlu](https://hararet.org/gelin-dovusuyoruz-ozkan-bakioglu/): İnsan olma onurunun hiçe sayıldığı, çünkü bütün senaryoların önceden yazılıp kafalarda oynandığı, yani yaşamın sanal, gerçek dışı, teorik olarak çoktan tüketildiği bir çağda yaşıyoruz. Bu acınası durumun içinden çıkmak oldukça güç görünüyor. Gölgeler büyüyorken, güneşin battığını anlamak gerek. Oysa biz, zamanın akıp gitmekte olduğunu düşünüp daha da acele ediyoruz. Nereye ulaşmak için bu telaş? Temelinde ölüm korkusu var, anlıyorum; oysa ölüm kıyıya çıkmaktır ama herkes suda boğulmaktan korkuyor. Yaşamak, karası olmayan bir okyanusun içinde olmak gibidir. Bazen yüzeye çıkıp güneşi, bulutları, maviliği izlemek geliyor insanın içinden; bazen derinlere, karanlığa dalıp unutmak, unutulmak ama inci mercan avcıları var derinlerde ve onlar - [Vesvese kültüründen linç kültürüne kaybettiklerimiz-Fatih Karaman](https://hararet.org/vesvese-kulturunden-linc-kulturune-kaybettiklerimiz-fatih-karaman/): “Onun durumunu (imanını) vesvese haline yükselten Allah’a hamdolsun.” 1 Süleyman Uludağ’ın İslam Düşüncesinin Yapısı’nı okurken denk geldiğim çok güzel bir hadis. Hz. Peygamber bunu, imanın esaslarını şüphe ve vesvese yoluyla araştıran bir sahabi için söylüyor. Sahih olup olmaması hiç önemli değil. Zaten konumuzla da alakası yok. Fakat bu satırlar çok alakasız bir şekilde sosyal medyada kaybettiğimiz şeyi bana hatırlattı: Tartışma kültürü. Aslında tartışmadan çok daha farklı bir anlamı var vesvesenin. Kuşku, işkil, kuruntu demek. Kaybettiğimiz şey ise tam olarak bu tartışma kültürünün niteliği oldu. Neredeyse 10 yıldır aktif bir şekilde tartışıyorum. Lisedeyken Facebook’taki tarih gruplarında vakit geçirirdim. Tarih Aklı bu - [Samir Amin, Mussolini, Oblomov ve fazlası! Meşgul adamın derkenar notları, V. -Emirhan Akman yazdı](https://hararet.org/samir-amin-mussolini-oblomov-ve-fazlasi-mesgul-adamin-derkenar-notlari-v-emirhan-akman-yazdi/): Meşgul adamın derkenar notları diye bir seriye başladım. Tek sebebi üşengeçliğimdi. Bütünlüklü yazılar yazmak için odaklanmak şart. Böyle durumlarda mükemmeliyetçilik kaygısı artıyor. Yazı yazılmazsa kendinize borçlu olduğunuz o yazı; ya baş ağrısı ya da bir kıymık batması gibi aklınızda sizi rahatsız ediyor. Meşgul adamın derkenar notları bu nedenle fragmanlar halinde yazılıyor. Lan onu bile erteledim, yani aslında üşendiğim için kolaylaştırdığım ve kısalttığım yazılarım bile başıma dert oldu. Hayat iyi gitmiyor demek bu. Zaten son zamanlarda her şeyi tekrar tekrar düşünüyorum. Nefes almayı manuele döndürürseniz kafayı yersiniz, nefes alamazsınız. Şu sıralar öyleyim… MUSSOLİNİ: YÜZYILIN OĞLU Mubi deli gibi reklamını yaptı. Her - [Lucien Sève: Bireysellik ve Öznellik Felsefecisi](https://hararet.org/lucien-seve-bireysellik-ve-oznellik-felsefecisi/): Lucien Sève, çağdaş Marksist düşünce içinde bireysellik ve öznellik sorununu en ciddiyetle ele alan filozoflardan biri olarak öne çıkmaktadır. Çalışmaları yalnızca kuramsal düzeyde kavramsal açılımlar yapmakla kalmadı, aynı zamanda bireyin kişisel deneyimi ile toplumsal dönüşüm arasındaki bağların anlaşılmasına da katkıda bulundu. Kitapları, makaleleri, siyasi yazıları ve felsefi müdahaleleri, farklı türler ve dönemler boyunca yayılan bir süreklilik içinde, entelektüel üretim ile siyasal pratiği birbirinden ayırmayan bir düşünce ufku sergiledi. Sève’nin yaklaşımı, bireysel biyografilerin her zaman daha geniş toplumsal ve tarihsel bağlamlara gömülü olduğunu vurgular. Ona göre insan öznelliği toplumsal ilişkilerden bağımsız düşünülemez, kişilik, bilinç ve deneyim, kolektif koşulların diyalektik bir ürünü - [Millicilik ve ulusolculuk ilişkisi -Sinağrit Baba #5](https://hararet.org/millicilik-ve-ulusolculuk-iliskisi-sinagrit-baba-5/): Geçen yazıdan Millîciliği hatırlıyorsunuz… Kuvayı Milliye ya da Millîcilik, başını Mustafa Kemal’in çektiği Millîciler, Türkiye’yi işgalden kurtarıp müstakil (bağımsız) bir devlet olarak başarıya ulaştırdığında, Monarşik/Padişahçı/Sultancı olmayan ve sırtını halka/millete yaslamak anlamına gelen Cumhuriyetçiliği esas almıştı, diyerek bitirmiştik. Millîciliğin en büyük önemi, tekeri tümsekten aşırması, Türkiye tarihini patinajdan çıkarıp hareket eden bir yapıya kavuşturmasıydı. Yani, tüm Avrupa ve özellikle Osmanlı Balkanları, Monarşik/Padişahçı/Sultancı idareden çıkıp kendi kaderlerini bir kişinin çizmesine dur deyip, halkın çizmesi için hareket etmesinde olduğu gibi, Türkiye de buna geç de olsa Millîciler sayesinde kavuşabildi. “Tüm yetkinin bir kişide olduğunda başımıza ne gelebilirdi ki!”, diye soran olursa, bugünlerde bunun - [Ulusolculuk millicilik midir? -Sinağrit Baba #4](https://hararet.org/ulusolculuk-millicilik-midir-sinagrit-baba-4/): ULUSOLCULUK MİLLÎCİLİK MİDİR? Millîciliği hatırlıyorsunuz… Kuvayı Milliye ya da Millîcilik, içinde İstiklâl Marşı şairi Âkif gibi İslamcısının, Şefik Hüsnü, Mustafa Suphi ve Yeşil Ordu hareketi gibi sosyalistlerin de desteklediği Türkiye Kurtuluş Savaşı’nı yürüten insanlara verilen genel bir adlandırmaydı. Başını Mustafa Kemal’in çektiği Millîciler, Türkiye’yi işgalden kurtarıp müstakil (bağımsız) bir devlet olarak başarıya ulaştırdığında, Monarşik/Padişahçı/Sultancı olmayan ve sırtını halka/millete yaslamak anlamına gelen Cumhuriyetçilik esas alındı. Ancak Cumhuriyetçilik esas alındığında (29 Ekim 1923), Mustafa Suphi 1921’de Trabzonaçıklarında (Karadeniz) öldürülmüş; Âkif ise üç yıl sonra (1926) Mısır’a kalıcı olarak gitmiş ve yerleşmiş olacaktı. İngiliz yanlısı Hilafetçiler ise zaten Millîcilere diş biliyordu. Hadi, Âkif’in - [Mahşerin dört gericisi ve ulusolculuk-Sinağrit Baba #3](https://hararet.org/mahserin-dort-gericisi-ve-ulusolculuk-sinagrit-baba-3/): ULUSOLCULUK NEDİR? Ulusolculuk, metafiziği olan bir soldur. Türkiye özelinde bu hareketin karşıtı, rahatlıkla tahmin edileceği gibi gericiliktir. Önce bu karşıtlığı açalım. Açalım ki, tıkanmış damarlar açılmış olsun. Gericiliğin Türkiye özelinde dört ayağı bulunuyor: Dincilik, Kürtçülük, merkezi partilerde örgütlenmiş Türk Milliyetçiliği ve olmazsa olmaz olan Sol liberalcilik… İlki Dincilik… İslam’ın anlaşılmasının da önündeki en büyük engellerden olan Ebu Süfyan/Muaviye dinciliği malum. Önce İngiliz, II. Dünya Savaşı sonrasında da ABD ve/veya Nato savunusunu merkeze alan siyasal İslamcılığın her türlü çeşidi… Tabanını mobilize etmede aşırı İsrail ve Siyonizm karşıtı görünme hassasiyetine paralel olarak, Amerika bağımlılığı üzerinden İsrail’in, her anlamda bölgedeki en büyük partneri - [Yükselen ulusalcılık değil, ulusolculuk -Sinağrit Baba #2](https://hararet.org/yukselen-ulusalcilik-degil-ulusolculuk-sinagrit-baba-2/): Bugünlerde siyaseten birbirinden habersiz bir çiçeklenme var gibi görünüyor. Kendini giderek ulusalcılıktan da ayrı görme çabası içinde olan bir oğuldama[1] sanki… Adını koymadıkça varlığı anlaşılmayacak ve dolayısıyla kabul de göremeyecek bir oluşum… Her yerde öbek öbek ve birbirinden de habersiz oldukları için var olageldikleri siyaset bilimcilerinin de pek dikkatini çekemiyor. Doğru ya, siyaset bilimcilerimiz ancak adı konmuş, sınırları belirli, partisi, amblemi, sözcüleri veya temsilcileri olan yapılara kulak veriyorlar. Buna, müsaadenizle, ulusalcılıktan farklı olarak, ulusolculuk diyorum… Peki ulusalcılık neydi? Ulusalcılık; 90’lı yılların sonu ve 2000’lerin başlarında milliyetçi, solcu, Kemalist ve hatta muhafazakâr çevrelerin yurt veya vatan hassasiyeti, gönül verdikleri partilerin ve - [Hararetçiler ne okuyor? Batur Kılıç: Yalçın Küçük, gerçekten bir “know-how” üstadı.](https://hararet.org/hararetciler-ne-okuyor-batur-kilic-yalcin-kucuk-gercekten-bir-know-how-ustadi/): Hararet devrimci bir dostluk kulübü olarak yaşamını sürdürüyor. Peki ama Hararetçiler ne yapıyor? Şu sıralar ne okuyor? “Ne okuyoruz” serisinde Hararetçiler şu sıra neler okuduğunu anlatıyor. Batur Kılıç –“Ne okuyoruz?” #3 En büyük şansım, Kocaeli’de bir fabrikada çalışan işçi bir babanın çocuğu olmaktı. Babam, bugün çetelerin eline geçmiş olan Lastik-İş’e üye bir DİSK’liydi. “Devrimci” kelimesini ilk kez ondan, yani sendikadan öğrendim. Ne romantik ağabeylerden, ne de kitap sayfalarından… Bana daha rahat bir hayat yaşama imkânı sağlayan, emeğin örgütlü gücüydü devrimciliği öğreten. Beni ben yapan şeyin, o sendikal köklerden gelen bağ olduğunu anlamam zaman aldı; gidip geri geldiğimde fark ettim. Bugünlerde yeniden elime aldığım Yalçın Küçük’ün - [Güzel yazmanın Paşabahçe Alanya Su Bardağıyla ne ilgisi var? -Sinağrit Baba #1](https://hararet.org/guzel-yazmanin-pasabahce-alanya-su-bardagiyla-ne-ilgisi-var-sinagrit-baba-1/): Paşabahçe Alanya Su Bardağı Tarzı -Ben yazsam, dedi, çok güzel yazardım. -Nasıl olacak o iş, dedim. Züccaciye işini düşünceyle karıştırarak basite almıyor musun biraz? -Abicim misal veriyorum ben. Azımı çoğa, yarımı tama sayacaksın. -Peki, dedim, anlat biraz öyleyse. Paşabahçe Alanya 6’lısı gibi olacak düşünce yazısı dediğin… Gerçi 6’lı su bardağı da olur, 12’li de. Sonuçta ikisi de aynı; iyi, güzel ve doğrunun en güzel somutluğu… Bir defa iyidir; çıtkırıldım değil. Girintisi çıkıntısı olmadığı için üstünde köpük de kalmaz. Kalmışsa belli eder. Kırmak istemedikçe kırılmaz. Aile bütçesine dokuncası yoktur. Ücretli-maaşlı dostudur. Altı dar, üstü geniştir, o nedenle elin yağlı bile olsa - [Kurtuluş Kayalı: Türk düşüncesi çeviri kokuyor](https://hararet.org/kurtulus-kayali-turk-dusuncesi-ceviri-kokuyor/): Türk düşünce hayatının uzun süre izini süren Kurtuluş Kayalı ‘düşünce’ hayatımıza dair önemli tespitlerde bulunuyor. Bu söyleşi zamansız söyleşilerden birisi. Bu nedenle hararet.org’a aldık, ne zaman okusanız size bir şeyler verecektir, sizi temin ediyoruz. Si­zin Türk Dü­şün­ce­si üze­ri­ne, özel­lik­le Cum­hu­ri­ye­tin ilk yıl­la­rıy­la 1940, 50 ve 60’lar­da Türk dü­şün­ce dün­ya­sı­nın gün­de­min­de­ki de­ği­şim­ler üze­ri­ne yo­ğun­la­şan pek çok ça­lış­ma­nız var. Şu an­da Türk Dü­şün­ce­si’nin gün­de­mi­ni be­lir­le­yen me­se­le­ler geç­mi­şe kı­yas­la na­sıl gö­rü­nü­yor? İçin­de bu­lun­du­ğu­muz dö­nem­de bir Türk Dü­şün­ce­si’nden ve­ya Türk Dü­şün­ce­si gün­de­min­den bah­set­mek müm­kün mü? Dö­nem­ler ara­sın­da kı­yas­la­ma yap­mak müm­kün. Fa­kat son dö­nem­de, şöy­le bir ge­nel­le­me yap­tık­tan son­ra, me­se­le­ye bel­ki da­ha doğ­ru nok­ta­dan gi­re­bi­li­riz. - [Konu İmamoğlu'ndan fazlası: Türkiye Rusya mı olacak, İran mı?](https://hararet.org/konu-imamoglundan-fazlasi-turkiye-rusya-mi-olacak-iran-mi/): Türkiye o kadar uzun yıllardır bir dönüşüm içinde ki, içerideki en büyük tartışmalardan birisi Türkiye’nin hangi ülkeye benzeyeceğiydi. Hatta bu tartışmalar daha çok seküler kesimler için bir korku meselesiydi… Türkiye’nin İran’a dönüşeceğinden korkuyorlardı. Bir otoriterleşme eğilimi hissediliyordu fakat bunun nereye doğru olacağı kestirilemiyordu… 19 Mart’ta Ekrem İmamoğlu’na karşı girişilen siyasi operasyonla geçmişte düşündüğüm fakat artık ikna olduğum şeyi açıklamamda bir sakınca görmüyorum. Türkiye İran’a benzemiyor fakat gitgide Rusya’ya benziyor. Henüz Rusya olmadık fakat olabiliriz, tehlike kapıda. PUTİN’İN YAŞAYAN ESASLI BİR RAKİBİ VAR MI? Merkezinde devletin olduğu ve devletin sürekli güç topladığı, devletin yüce çıkarlarının halkın çıkarlarından üstün sayıldığı, demokrasinin bir - [Hararetçiler ne okuyor? Fatih Karaman: Kendimi nasıl kandırıyorum? (2)](https://hararet.org/hararetciler-ne-okuyor-fatih-karaman-kendimi-nasil-kandiriyorum-2/): Hararet devrimci bir dostluk kulübü olarak yaşamını sürdürüyor. Peki ama Hararetçiler ne yapıyor? Şu sıralar ne okuyor? “Ne okuyoruz” serisinde Hararetçiler şu sıra neler okuduğunu anlatıyor.  Fatih K. –“Ne okuyoruz?” #2 Bu kitaba tamamen bir zorunluluk sebebiyle başladım. Aylar önce Kindle’ıma indirdiğim kitaplardan birisiydi ve okumadığım tek kitap olarak duruyordu. Aylardır süren 12-13 saatlik iş günlerinden dolayı kitap okumaya bir süre ara vermiştim. Metrodayken bir anda tak etti ve Kindle’ımı açtım, sadece bu vardı ve okumaya başladım. Dolaylı Tutum, Hart’ın 20. Yüzyılın ortalarında doktrinize ettiği bir askeri taktik. İlk bakışta Gayrinizami Harp veya günümüzde kullanılan terimiyle Gerilla Savaşı dediğimiz stratejiye benzer. Temel olarak, sayısal üstünlüğünü - [Hararetçiler ne okuyor? Saltuk Buğra: Yalçın Küçük bir deli! (1)](https://hararet.org/hararetciler-ne-okuyor-saltuk-bugra-yalcin-kucuk-bir-deli-1/): Hararet devrimci bir dostluk kulübü olarak yaşamını sürdürüyor. Peki ama Hararetçiler ne yapıyor? Şu sıralar ne okuyor? “Ne okuyoruz” serisinde Hararetçiler şu sıra neler okuduğunu anlatıyor.    Saltuk Buğra-“Ne okuyoruz?” #1  Günümüz şartlarında okumak gerçekten zor. Zaman hızlı akıyor ve sürekli içerik bombardımanına maruz kalıyoruz. Ayrıca para kazanmak veya toplumsal açıdan saygı görmek -ki bunlar büyük oranda başa baş gider- için de kitap okumak gerekmiyor. Düzenli kitap okuyan insanlar olarak biz çoğu zaman bundan bir keyif de almıyoruz. Kendimizi zorlayarak okuduğumuz çok olmuştur. Peki neden okuyoruz? Bizler rahatsızız. Rahatsızlardansanız okumak zorundasınız. Bu toplumda bizi kaşındıran bir yön var. Bir şeyler - [Meşgul adamın derkenar notları, IV. -Emirhan Akman yazdı](https://hararet.org/mesgul-adamin-derkenar-notlari-iv-emirhan-akman-yazdi/): ALP CİHANGİR’İN SALONA BIRAKTIĞI SÜRPRİZ Dün sabah saat 7 gibi Merve Alp Cihangir’i salona getirdi ve bıraktı. Giderken şöyle söyledi, “Ne olur biraz uyumak istiyorum”. Evden çıkmam gereken saat 8.40, o saate kadar elbette çocuğuma bakacağım. Zaten mesele çocuğuma bakmak değil. Adam oyun matında nasılsa oynuyor diye gözümü kestireyim dedim… Yarım saatten biraz fazla geçmiş, Merve uyanıp odaya gelmiş. Şöyle haykırdı, “Emirhan görmüyor musun ya?”. Ulan dedim neyi görmüyorum? Alp Cihangir burada ve ağlamıyor, ne olması lazım ki? Sevgili oğlum Alp Cihangir altına sıçmış, yetmemiş matın üzerinde dolaşmış, yetmemiş bir iki yastığa sürtünmüş. Merve diyor ki nasıl olabilir böyle bir - [Hararet Radyo sordu: Doğan Avcıoğlu neden popüler oldu?](https://hararet.org/hararet-radyo-sordu-dogan-avcioglu-neden-populer-oldu/): Hararet.org 5 ay önce başladığı podcast serisine devam ediyor. Hararet Radyo ismiyle yola çıkan podcast serisi Türkiye’nin önemli konularını ve sosyalist kültür meselelerini tartışıyor. Şimdilik sadece Emirhan Akman ve Batur Kılıç’ın yorumcu olduğu seride ilk programda “Yeniden Devrimci Dostluk Kulüpleri” konuşuldu. İkinci programda “Post Post Kemalizm, Ulusalcılık ve Arayışlar” başlığıyla İlker Aytürk’ün 2015’te Birikim Dergisi’nde yayınlanan “Post-Post Kemalizm Yeni Bir Paradigmayı Beklerken” makalesi üzerinden süreci ve şimdiyi konuştuk. Üçüncü programda “Dev-Geek ve kuşak sosyalistler ne düşünüyor?” başlığıyla 18-25 arası yeni bir kuşağın doğduğunu, sosyalist kültür ve gelecek için elimizdeki umudu tartıştık. Konuğumuz Dev-Geek üyeleriydi. Dördüncü programda Emirhan Akman tek başına, - [Meşgul adamın derkenar notları, III. -Emirhan Akman yazdı](https://hararet.org/mesgul-adamin-derkenar-notlari-iii-emirhan-akman-yazdi/): SUAT DERVİŞ VE MİNA URGAN Meşgul bir adam gibi görünmeyi seven adamın derkenar notları devam ediyor. Cumhuriyet Gazetesi’nin perşembe günleri ücretsiz ek olarak verdiği Cumhuriyet Kitap başlıklı ekini almaya devam ediyorum. Bu benim için öğrencilik yıllarımdan beri bırakamadığım bir alışkanlık. Bu hafta Suat Derviş’le Mina Urgan vardı kapakta. Suat Derviş Cumhuriyet döneminin unutulmuş kadın yazarlarından birisi. Benim ilgi alanıma girme nedeni ise cahilliğimle ilgili. Derviş bir TKP üyesiymiş, üstelik “Niçin Sovyetler Birliği’nin Dostuyum?” diye bir kitabı var. Son yıllarda Sovyetlere giden ya da gitmeden destek veren Türk yazarların kitaplarını topluyordum. Cumhuriyet Kitap yüzünden bir kitap daha almak zorundayım! Ama olsun, - [Apartheid Fetişinden Komünalizme: Yerli ve Milli Kürdofaşistler -E. Haktan Altın yazdı II Forum](https://hararet.org/apartheid-fetisinden-komunalizme-yerli-ve-milli-kurdofasistler-e-haktan-altin-yazdi-ii-forum/): Mehmet Tatlı’nın Medyascope’ta yayımlanan “Kürt sorununda Atatürkçü entelektüelizmin iflası” başlıklı yazısı, son dönemde giderek yaygınlaşan bir siyasi dilin sembolü: Kendini muhalif olarak tanıtıp, hedefini doğrudan muhalefete çeviren, meşru tartışma zeminlerini yaftalarla bastıran ve barış kavramını eleştirilmez kutsal haline getirip herkesin susmasını isteyen bir söylem. Yazı, en başta kendisini “tarihi bir anın entelektüel analizi” olarak sunuyor. Oysa dikkatli okunduğunda, 12 Temmuz’u bir milat ilan eden bu anlatının, içeriğinden çok tribünlere konuşan, provokatif bir dile yaslandığı görülüyor. Eleştirilen Kemalist entelektüeller değil; hedef gösterilen. Tartışılan CHP değil; hizaya sokulmak istenen bir özne. Sorun da tam burada başlıyor. Zira yazının bütününde, bir çözüm önerisinden - [Meşgul adamın derkenar notları, II.-Emirhan Akman yazdı](https://hararet.org/mesgul-adamin-derkenar-notlari-ii-emirhan-akman-yazdi/): KİTAP OKUNMAZ KARIŞTIRILIR Süheyl Ünver’i tanıyor musunuz? Muhtemelen tanımıyorsunuzdur. Bizde kitap okuyanların çoğu kültür ve ilgi alanlarını melezleştirmezler. Bir dünyayı bilen, diğerine sağır kalır. Ünver daha çok muhafazakâr camiada tanınmış bir adam. Ünver çizer, doktor, yazar ve fazlası! Kültür taşıyıcısı. Onun bir yerde kitaplar hakkında şöyle söylediğini hatırlıyorum, “Ben sırf folklor noktasından; altmış senede altmış bin kitabı okumayarak, ama karıştırarak bazı şeyler topladım. Çünkü altmış bin kitap okunmaz, karıştırılır, okudum dersem inanmayın.” Üniversite yıllarımda bu “kitap karıştırılır, okunmaz” tanımını reddetmiş, hoşuma gitmemişti. Şimdi hoşuma gidiyor çünkü bende bazı kitapları okumuyor, karıştırıyorum. İhtiyacım olanı bulunca bırakıyorum. Bu bir yetkinlik mi, yoksa - [Meşgul adamın derkenar notları, I.-Emirhan Akman yazdı](https://hararet.org/mesgul-adamin-derkenar-notlari-i-emirhan-akman-yazdi/): Hararet bir politik dostluk grubu. Aramızdaki herkesin iki başat özelliği var; herkes dost ve devrimci. Tabi üzerine düşünürseniz kolay olan devrimci olmak, dostluk çok daha zor. Aramızda kimse kimseyle yarışmaz. Abilik, kardeşlik hukuku da vardır. Artık herkes belirli bir yaş grubu üzerinde. Hepimiz öğrenciydik, hayatlarımızı kurduk, bir şekilde iaşe kaygısına düştük. Farklı meslek grupları var… Bir de doktor var, doktor Umut! Ne zaman yazı yaz desem ‘zaman olmuyor ki, fırsat yok’ diyor, kaldı ki haklı. Nasıl çalıştığına grup ve sosyal medya sayesinde şahidim… BENİM İÇİN 6 SAAT UYKU İDEAL Esasında ben de aynı dertle muzdaribim. Buna en kolay çözümü, 00.00 - [Garcia Marquez Subcomandante Marcos'a neler sormuştu?](https://hararet.org/garcia-marquez-subcomandante-marcosa-neler-sormustu/): Editör notu: Okuyacağınız metin presshaber.com sayfasından alıntı. İnternet şüphesiz bir nimet fakat aynı ağaçtan düşen yaprak gibi oradan oraya savrulan metinler var. Bu metin şimdilerde olmayan komunos.org’da çevrilmiş. Oradan presshaber.com sayfasına gelmiş, şimdi de Hararet.org’a geldi. Böyle böyle kaybolmadan yaşamasını dileriz çünkü çok önemli bir karşılaşma söz konusu. Edebiyatçi Garcia Marquez’le, Subcomandante Marcos söyleşiyor… Her zaman rastlayabileceğiniz bir şey değil. Bir devrimci ile bir edebiyatçı ne konuşur? İşte ona dair güzel bir örnek. Marquez’in 2001’de Marcos’la yaptığı röportaj Garcia Marquez: Bütün bu karışıklığın ortasında okumaya hala zaman bulabiliyor musun? Marcos: Evet, çünkü okumasaydık ne yapabilirdik? Karşımıza çıkan ordularda askerler silahlarını temizlemek - [Jose Mujica: Sol değişmek zorunda, çünkü zaman değişiyor.*](https://hararet.org/jose-mujica-sol-degismek-zorunda-cunku-zaman-degisiyor/): Benim kuşağım saf bir hata yaptı. Toplumsal değişimin yalnızca toplumdaki üretim ve dağıtım biçimlerine karşı çıkmakla mümkün olduğunu düşündük. Kültürün muazzam rolünü anlayamadık. Kapitalizm bir kültürdür ve biz kapitalizme farklı bir kültürle karşılık vermeli ve direnmeliyiz. Başka bir şekilde ifade edersek: bu, dayanışma kültürü ile bencillik kültürü arasında bir mücadeledir. Burada satılan kültürden, yani profesyonel müzik ya da danstan söz etmiyorum. Bunlar da elbette önemlidir, ama ben kültürden söz ederken insan ilişkilerini, farkına bile varmadan ilişkilerimizi yöneten düşünceler bütününü kastediyorum. Bu, dünyadaki milyonlarca isimsiz insanın birbirleriyle kurduğu ilişkileri belirleyen, dile getirilmeyen değerler bütünüdür. Tüketimcilik bu kültürün bir parçasıdır. Bu, kapitalizmin - [Bir düşünme imkânı olarak Post-Post Kemalizm](https://hararet.org/bir-dusunme-imkani-olarak-post-post-kemalizm/): “…merak bir devrimcinin hazırlığıdır” -ismet özel. Şunu belirtmek gerekir ki bu yazı tarihi bilgiler veren, öğreten bir yazı değil. Bu nedenle bolca tarihsel atlamalar, kısaltmalarla dolu. Düşünen ve bir parça tahrik edebilen bir yazı yazabilmenin temel yolu ana yoldan değil, patikalardan geçiyor. Henüz başında bunu söylemek bir namus meselesi olduğundan söylemek ve böylece önyargılardan arınmak istedim. İSA OLMA MECBURİYETİ Türk sinemasında ‘mülkiyet’ meselesini kafaya takmış yönetmenlerin başında gelen Metin Erksan nüktedan bir sanatçıydı. Bir şey anlatırken her şeyi kendi ile başlatan insanlara, “Ya çocuğum sen Hz. İsa mısın?” diye takılırmış. Yazıya başlarken aklıma geldi, ne zaman Kemalizm konuşacak olsam konuya - [Türk Solu ve Dış Politika - Fatih Karaman](https://hararet.org/turk-solu-ve-dis-politika/): “Moskova muharebesi sırasında Budioni Stalin’e yeni kılıçlara ihtiyacımız olduğunu, süvarilere üstünde “İman, Çar ve Vatan İçin” sözleri yazılı eski kılıçların dağıtıldığını söyledi. Stalin sordu: Onlarla Alman kafaları kesiliyor mu? Budioni: Evet yoldaş Stalin Stalin: O halde bu kılıçlara iman, çar ve vatan için bol şans!”[1] Giriş Yukarıda Molotov’un anılarından, Bolşevik reelpolitiği bence en kısa ve net şekliyle özetleyen kıssayı okudunuz. Bu kıssa bize dış politikada ne kadar reelpolitik olmamız gerektiği konusunda bir fikir veriyor. Peki biz Türk solu olarak dış politikada neredeyiz? Dış politika Türk solunun çok fazla konuşmak istemediği bir alan. Çünkü Türk solunun steril kalma kaygısı var. Türk - [SÖZDE DEMOKRASİ, SÖMÜRGECİLİK SİYASETİ VE TOPLUMSAL MUHALEFET - Cem Sili](https://hararet.org/sozde-demokrasi-somurgecilik-siyaseti-ve-toplumsal-muhalefet-cem-sili/): biz dünyalılar yemin içtik imanımız var hürriyet için, hürriyet aşkına İrade Milletin de Sandık Kimin? Türkiye’de Sözde Demokrasi ve Sahici Otokrasi Türkiye’nin hakikaten hangi ölçüde ne derecede demokratik olduğunu tartışmanın yeri değil burası. Ancak Türkiye’nin uzun bir müddettir tek bir insanın iki dudağının arasından çıkanlarla yönetildiği, bürokrasiden hukuka her alanın o tek şahsın arzu ve çıkarlarıyla manipülasyon yoluyla kontrol edildiği düşünüldüğünde demokrasiyi geçtim, bir cumhuriyetten de sağlıklı bir kurumsal siyasetten de, adaletin sağlandığı bir yasadan da bahsetmek imkânsız hale geldi demektir. Ekrem İmamoğlu, henüz tutsak edilmeden önce 15 Mart 2025’te “[Benim diplomamı iptal eden akıl] yarın sizin tarlanıza çöker, yarın - [“Ancien Regime” döneminde açılan bir davayı “yeni” rejimde sürdürmek zorunda kalıyorsunuz-Yalçın Küçük](https://hararet.org/ancien-regime-doneminde-acilan-bir-davayi-yeni-rejimde-surdurmek-zorunda-kaliyorsunuz-yalcin-kucuk/): Ergenekon Davası’nda Prof. Dr. Yalçın Küçük 1 Nisan günü 2. Ergenekon Davası’nda tarihi bir savunma yapmıştı. Küçük’ün savunmasının bu bölümü rejim tartışmaları, ikili devlet gibi konular için çok kafa açıcı. *************** Başkan Efendim, Maruzatım var. Cumhuriyet değişmiştir. Mahkemeniz çok zor bir durumdadır. “Ancien Regime” döneminde açılan bir davayı “yeni” rejimde sürdürmek zorunda kalıyorsunuz, bir karışıklık yaşıyorsunuz, sanıklar Mahkemenizi ve Mahkemeniz sanıklarınızı anlayamamaktadır. Bu anlayışsızlığı ancak tarih felsefesi içinde anlayabilirsiniz. Bu nedenle buradayım. Devrim ve Teori birbirine benzerler, her ikisi de bir alt-üst oluşu ifade ediyorlar. Teori, tersine çevirtir ve böylece gözlem ve olgular birbirine daha iyi oturtur, demek ki teori - [Mezunlarının Anlatımıyla Köy Enstitüleri-İsmail Dönmez*](https://hararet.org/mezunlarinin-anlatimiyla-koy-enstituleri-ismail-donmez/): Hararet.org’un daimi yazar kadrosundan ve deyim yerindeyse bir ‘Hararetçi’ olan İsmail Dönmez‘in “Mezunlarının Anlatımıyla Köy Enstitüleri” başlıklı söyleşisi Harvard Üniversitesi yayınları arasından çıkan Türkiye Cumhuriyeti’nin 100. Yılına Armağan kitabının üçüncü cildinde yayınlandı. Dönmez çalışmasında Köy Enstitülü öğretmenlerle söyleşi gerçekleştirdi. Aşağıda bulacağınız metin yayınlanan çalışmanın tam metnidir. Hararet.org olarak gurur duyuyoruz… *********************************** Mezunlarının Anlatımıyla Köy Enstitüleri* İsmail DÖNMEZ Kısaca Köy Enstitüleri Köy Enstitüleri her şeyden önce bir bütünün parçasıydı. Bu bütün Cumhuriyet Devrimi’ydi. Dolayısıyla özellikle 1990’lı yıllardan sonra yeniden hatırlanan ve tartışılan Köy Enstitüleri’ni müstakil bir mesele veya nostalji vesilesi olarak ele almak isabetsiz olur. Cumhuriyet, devraldığı son derece kısıtlı mirası - [Darağacından Notlar-Julius Fucik](https://hararet.org/daragacindan-notlar-julius-fucik/): “Vücut dimdik, eller dizler üzerinde kenetli, gözler, eski Petçek Bankası olan binanın bir odasının sararmakta olan duvarına mıhlanmış, hazırol durumda oturmak, elbet, düşünmeye elverişli bir durum olmasa gerek. Ama insanın düşüncelerini hazırolda durmaya kim zorlayabilir?” —Fuçik gözaltında. “Soruyorum sevgilime Darağacından Notlar’ ı okudun mu ? Bu bizim hayatımız. ” —Ataol Behramoğlu.. Kurgu bir hikâyeden değil üstteki satırlar, bu an gerçekten yaşandı ve gerçekten hazırolda durmadı o devrimci. Fuçik’in Darağacından Notlar kitabına başlamayı defalarca kez düşünmüştüm, devrimci portrelerin insana verdiği ilhamı önemsiyorum, bu sebeple elim hep ona gidiyordu. Devrimci gelenek için devrimci portrelerden ilham almak bir tutamaç olur insana. Fuçik’ten öğrenecek - [Saraçhane'de polis şiddeti tanıklığı: Vurmayın kör oldum!](https://hararet.org/sarachanede-polis-siddeti-tanikligi-vurmayin-kor-oldum/): İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun görevden alınması ve Cumhuriyet Halk Partisi’ne karşı uygulanan baskı politikasının yarattığı gerginlik üniversitelere de sıçradı. Geleceği belirsizleşmiş, iş ve aş kaygısı çeken gençler protestolara büyük destek veriyorlar. Hatta protestoların en önünde yer alıyorlar. Günlerdir devam eden protestolarda polisin sert müdahalesi halkın tepkisini çekerken, Twitter‘da birinci ağızdan bunu anlatan @weirdaltravis isimli sosyal medya hesabı aslında yaşanan her şeyi özetlemiş. Alınan izinle bu mesajları sizinle paylaşıyoruz, işte Saraçhane’de yaşanan polis şiddetinin bir özeti:  Yaşadığım şeyleri lütfen bu ülkedeki tüm vicdanlı insanlar okusun. Önce özetle söyleyeceğim. Kendimi kurtarmaya çalışırken 5-6 ayrı sefer 1 metreden kısa mesafede ‘vurmayın kör oldum’ - [Tek bir şeyi devamlı isteyeceğiz: Devrim! -Emirhan Akman](https://hararet.org/tek-bir-seyi-devamli-isteyecegiz-devrim/): 33 yaşındayım, hayatım boyunca ne iş için ne de başka hiçbir şey için babamdan ve annemden birisini aramasını istemedim. Benim yazımı okuyacak dostlarımın da eminim ki neredeyse hepsi hayatını ya böyle geçiriyordur ya da geçirmek istiyordur. Biz bu ülkenin imtiyazsızlarıyız, biz bu ülkenin gerçek yurttaşlarıyız. Kendi elimizle imtiyazları itebilecek kadar cumhuriyetin erdemiyle şereflenmiş insanlarız, bunu öyle bilin. Bunu az şey sanmayın, Türkiye’de kurulan yeni rejim sizden itaat ve kulluk istiyor, karşılığında ise şahsiyetinizi alıp bir maaş, kariyer veriyor. Bu rejim insanları şahsiyetsizleştirmek ve inisiyatif alamayan, çürümüş insanlar topluluğuna döndürmek istiyor. Onlar için önemli olan birey değil, özne yurttaşlar değil; yığın - [Ya Daha Otoriter Bir Rejimin Daha İlk Günlerindeysek?](https://hararet.org/ya-daha-otoriter-bir-rejimin-daha-ilk-gunlerindeysek/): Türkiye için sürekli yeni bir eşik ve tarihlendirme yapıyoruz, bu kez başka bir aşamaya geçtiğimizi iddia ediyoruz. Bu sayede sona yaklaştığımızı ve artık bu noktadan sonra daha kötüsünün olmayacağı konusunda kendimizi ikna ediyoruz. İkna olmak için yola çıkarsanız, ikna için çabalarsanız. Ben Türkiye’nin hâlâ daha kötüye gidebilecek yolu olduğunu ve mücadelenin bu yüzden önemli olduğunu düşünüyorum. Belki de diyorum, çok daha uzun ve zorlu bir yolun henüz başındayızdır, sonunda değil. Dün İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun diploma iptali ve sabah gözaltına alınışı Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın İmamoğlu’ndan korkusundan dolayı gerçekleşmedi, Türkiye’de uzun süredir yeni bir rejim kurma çalışması var. Bunu anlamadan ve belirli - [Paradigmalar Değişirken Nasıl Bakmalıyız? - Burak DEMİR](https://hararet.org/paradigmalar-degisirken-nasil-bakmaliyiz-burak-demir/): Zeybekler; ayan, eşraf ve devlet görevlilerinin zulmünden, soygunlarından ve adaletsizliklerinden şikâyetçidir. Sultan Abdülhamid, zeybekleri sistemin içine çekmek ister. Ancak harp gündemi nedeniyle, af karşılığında cepheye gitme uygulaması devreye girer. Ekonomik sorunlar çözülemez; konaklar yakılır, beyler öldürülür. Siz vali olarak yakaladığınız zeybekleri meydanlarda asar, zeybek mezarlıklarını yok etme emri verirsiniz. Zeybeklerin öldürdüğü kişilerin anısına meydanlara anıtlar diktirirsiniz. Burak Demir En son söylenmesi gerekeni en başta söylemek gerekir. Türkiye’nin politik anlatısında, Türkiye Cumhuriyeti genellikle “imparatorluk bakiyesi” olarak tanımlanır. Kulağa hoş gelen bu ifade, aslında eski tip, geniş coğrafyaya yayılmış bir imparatorluk algısını taşır. Ancak bu tanımın altında, modern Türkiye’nin geçirdiği sancılı dönüşümler - [Marksizm ilhamlı Kemalizm: Hikmet Kıvılcımlı-Doğan Avcıoğlu'na dair-Türkiye Direniyor röportajı](https://hararet.org/marksizm-ilhamli-kemalizm-hikmet-kivilcimli-dogan-avciogluna-dair-turkiye-direniyor-roportaji/): Türkiye Direniyor oluşumuyla keyifli bir röportaj gerçekleştirdik. Türkiye Direniyor, Gezi olayları esnasında kurulan ve ülke gündemine dair Marksist-Leninist bir çerçeveden eleştiriler getiren oldukça özgün bir internet sitesi. Keyifli okumalar dileriz. 1- Bildiğim kadarıyla Türkiye Direniyor, Gezi eylemleri sürecinde kurulan bir oluşum. Bugün hala aktif. Peki o günden bugüne Türkiye Direniyor oluşumunun Türk siyasetinde nerede durduğunu ve ne yaptığını kısaca ifade edebilir misiniz? Evet doğru, Ankara – İstanbul – İzmir başta gelmek üzere Taksim-Gezi isyanımızın bir girişimi olarak doğdu Türkiye Direniyor ve bu girişimi belleklere kazımak için kurulan bir internet sitesi oldu. O süreçlerde demokratik kitle oluşumu biçiminde siteler vardı, Türkiye’de - [Neoliberal sistemde kitap okuyan kaldı mı?](https://hararet.org/neoliberal-sistemde-kitap-okuyan-kaldi-mi/): Walter Benjamin, “Kitap okumak, yazarın zihninde bir yolculuğa çıkmaktır” der. Ancak bu yolculuk, neoliberalizmin hız ve tüketim odaklı dünyasında, yolculuktan ziyade varacağın yere adeta ışınlanmaya dönüşmüş durumda. Bugün, bir romanın satır aralarındaki şiirselliğini keşfetmek yerine, “52 haftada 52 kitap” tamamlamak bir övünç kaynağı haline geldi. Goodreads istatistiklerine göre, 2022’de bir kitabı bitirme süresi 2010’a kıyasla 5 gün kısaldı. Peki, bu hız yarışı bizi nereye götürüyor? Okumanın içsel değeri, niceliğin gölgesinde kaybolurken, entellektüel derinliğimiz de aynı hızla tükeniyor olabilir mi? Bu değişim, yalnızca okumanın derinliğini azaltmakla kalmıyor, aynı zamanda eleştirel katılım ve kültürel zenginleşme için bir araç olma potansiyelini de zayıflatma - [Mucizeler Üzerine Konuştuk: Aslı Ermaya ile Keyifli Bir Röportaj](https://hararet.org/mucizeler-uzerine-konustuk-asli-ermaya-ile-keyifli-bir-roportaj/): Hemen her şeyin gereksiz bir şekilde kabalaştığı bir dönemde kültür-sanat gibi düşüncenin inceldiği bir alanda faaliyet göstermek, her şeyden önce yürek isteyen bir iştir. Bundan dolayı kültür-sanat yayıncılığının yeni soluklarından Mucize Dergi’nin yürekli kurucusu ve genel yayın yönetmeni Aslı Ermaya’yı sizlere takdim etmekten büyük heyecan duymaktayız. 1- Merhaba, Aslı. Nasılsın? A.E: Teşekkür ederim. Sen nasılsın? 2- Ben de teşekkür ederim. İlk olarak kendini kısaca tanıtmanı isteyeceğim. Kimdir Aslı Ermaya? A.E: Ben Aslı, 25 yaşındayım. Bir reklam ajansında marka yöneticisi olarak çalışıyorum. Genelde bunu Türkiye şartlarında kolay kolay söylemez insanlar ama işimi seviyorum. Yaklaşık üç, dört aydır Mucize Dergi’nin genel yayın - [Hava Döndü Kanziden - Batur Kılıç](https://hararet.org/hava-dondu-kanziden-batur-kilic/): Hava Döndü Kanziden! Donald Trump’ın yeniden başkan seçilmesi ve yemin töreninde tekno-oligarkların verdiği fotoğraf Trump altın çağını özetliyordu. Yemin boyunca etrafta dolanan sosyal medya fenomenleri, oğlu Barron’un ikonik pozundan anlayacağımız üzere hem magazinsel olaylar ile sık sık karşılaşacağız hem de küresel sağın dijital saldırısının artarak devam edeceğine şahit olacağız. Artık X’te veya Facebook’ta isteseniz de istemeseniz de çılgın komplo teorisyeni Alex Jones içerikleri ve platformun sahibi Elon Musk’ın tweetleri sürekli karşınıza çıkıyor.  En komünist isimleri takip etseniz bile günün sonunda “tecavüzcü bir göçmen” ve “saldırgan bir göçmen” paylaşımlarının bombardımanına uğruyorsunuz, önceden şikayet edilen yankı odalarına şimdi hasret kalınacak. Trump Zaferi - [Emirhan Akman: Avcıoğlu bu cephede düzeni yargılama ve ötesine geçip sosyalistlere tekrar “iktidar” olma cesaretini verebilir.](https://hararet.org/emirhan-akman-avcioglu-bu-cephede-duzeni-yargilama-ve-otesine-gecip-sosyalistlere-tekrar-iktidar-olma-cesaretini-verebilir/): biryenicumhuriyet.com.tr isimli kültür sayfasının Doğan Avcıoğlu hakkında başlattığı yazı dizisi kapsamında Hararet.org’dan Emirhan Akman, Osman Çutsay’ın sorularını yanıtladı. Okuyacağınız gönderi Aralık 25, 2024’te, ilgili sayfada Emirhan Akman: “Düzen dışı arayışlar Avcıoğlu’na götürüyor gençleri” başlığıyla yayınlandı. Genç yazar ve gazeteci Emirhan Akman’a göre, Doğan Avcıoğlu ve yapıtlarının tekrar gündeme gelmesi Türkiye’nin son kriziyle yakından bağlantılı. “Bugün sosyalizmle Türkiye aydınlanması arasındaki geçişliliğin bağını koptuğu yerden bağlama girişimi Avcıoğlu üzerinden mümkün olabilir” görüşünü savunan Akman, önemli bir eksikliğe dikkat çekiyor ve Türkiye solunun “kültür üretmede daha aktif ve fedakâr olması” gerektiğini düşünüyor.  Emirhan Akman, sorularımızı yanıtladı. – Yeniden basılan ve üzerinde yoğun bir - [Modern köleler için açıklayıcı rehber -Burak Demir](https://hararet.org/modern-koleler-icin-aciklayici-rehber-burak-demir/): Köle-Efendi Diyalektiği bizim için Hegel’in orijinal adıyla ‘‘Phænomenologie des Geistes’’  dilimize çeviri haliyle  ‘‘ Tinin Fenomenolojisi’’ adlı yapıtından öğrendiğimiz bir kavram.  Ancak yazımız siyasal-sosyal yapılar içinde kendi özgürleşmesini arayan köleler için bir çağrı niteliğindedir. Bu yüzden felsefe kavramlarından ziyade yanlışlıklar ve soyutlama içerir. Ast ve üst ilişkisine bağlı, dikey ilişkilerin kurbanı olan tüm tip ve karakterlere adanmıştır. Hegel için insanları hayvanlardan temel nitelik somut veya soyut olan isteklere göre hareket edebilmesidir. İnsan olmanın özelliği ise kendi isteklerini, kendi varlığını kabul ettirme çabası gütmektir. İnsan ancak bir başka insan ile girdiği etkileşimde anlamlıdır. İnsanın benliğini ikiye ayırır; köleler ve efendiler… Bu - [Çeviri: Otoriterlik Altında Rüyalar Nasıl Değişir?*](https://hararet.org/ceviri-otoriterlik-altinda-ruyalar-nasil-degisir/): 1933 yılında, Hitler’in başa geçmesinden kısa bir süre sonra, Berlin’de 33 yaşındaki bir kadın bir takım tekinsiz rüyalar gördü. Birinde mahallesinde her zamanki tabelalar kaldırılmış ve yerine yirmi yasaklı kelimenin(verboten) listelendiği afişler asılmıştı; bunlardan ilki “Tanrı (Lord)”, sonuncusu ise “Ben” idi. Bir diğerinde ise bu kadın kendisini aralarında sütçü, tüpçü, gazete bayii çalışanı ve tesisatçının da bulunduğu işçilerle çevrili buldu. İçlerinden birinin “baca temizleyicisi” olduğunu fark ettiği ana kadar sakindi. (Ailesinde baca temizleyicisi kelimesinin Almanca karşılığı S.S. için gizli bir şifre olarak kullanılıyordu ve bu işi yapanların kararmış kıyafetlerine bir göndermeydi. Ellerindekileri salladılar ve Nazi selamı verdiler. Sonra da “Suçluluğundan - [Türkiye'nin Düzeni'nin peşine düşen Z kuşağı sosyalistleri: Dev-GEEK kimdir?](https://hararet.org/turkiyenin-duzeninin-pesinde-dusen-z-kusagi-sosyalistleri-dev-geek-kimdir/): Türkiye çok uzun süreli, sistematik kriz içinde. Devletin tüm imkânlarıyla halkı fakirleştirdiği ve seçilmiş patronları halkın emeğiyle beslediği bir sermaye transferi dönemindeyiz. Sistematik diyorum çünkü yaşanan şeyler rastgele değil, belirli bir mantık içinde gerçekleşiyor. Bir tercihin sonucunda fakir ve yoksuluz. Halk bu politikalar sonucunda bir temsil krizi yaşıyor, düzen siyasetinden umudunu kesen ve temsil arayan milyonlarca insan var. DEVRİMCİ DURUM VAR Düzenin daha fazla sorgulandığı ve başka bir dünyanın arzulandığı bir Türkiye’de devrimci bir durumun varlığından bahsetmek hiç şüphesiz hata olmaz. Yalçın Küçük ta 2018’de demişti, “Devrimci durum var ama devrimci adam yok. Hiçbir devrimci fikir yok.” Aslında hocanın buradaki - [Aldanış ve inanışın hikâyesi: Kırmızı Mektuplar ve Son Yazılar, Şevket Süreyya Aydemir](https://hararet.org/aldanis-ve-inanisin-hikayesi-kirmizi-mektuplar-ve-son-yazilar/): Şevket Süreyya Aydemir,1976’da hayata gözlerini yummadan önce 7- 8 yıl boyunca ‘Kırmızı Mektuplar’ isimli kitabını yazmayı tasarlar. Fakat yarıda kalır, ömrü tamamlamaya yetmez. I. Dünya Savaşı’nda Doğu Cephesi’nde yedek subay olarak savaştıktan sonra Bolşevik devriminden sonra kurulan Doğu Emekçileri Enstitüsü’ne gider. Orada dünyanın dört bir yanından gençlerle tanışır. Bu gençlerden ikisi de Rus Pavel Harasov ve Çinli Li Ya-U’dur. Yıllar içinde oradan tanıştığı gençlerle mektuplaşır. Yaşlılık dönemlerinde Harasov’un eşi onların yaşlılıklarında bile devrim fikrinden heyecanlanmalarına tanık olur ve ‘hoşlanıyorum bu kırmızı rüzgârlardan’ der.[1] Tamamlayamadığı bu kitabın adı ‘Kırmızı Mektuplar’ olur. Benim elimde Remzi Kitabevi’nin 2020’deki ikinci basımı var. Kitabın tam - [Yasallık ve meşruluk engel mi, avantaj mı? -Batur Kılıç yazdı.](https://hararet.org/yasallik-ve-mesruluk-engel-mi-avantaj-mi-batur-kilic-yazdi/): Yasallık ve meşruluk; bu iki kavram Türkiye’de en basit siyasi gündemi bile tartıştığımda kulağımda çınlar durur. Önemlidir çünkü bu iki kavram arasında gözettiğiniz denge dünyayı nasıl anlamlandırdığınızın sinyallerini de verir. Yasallık ve meşruluk kavramlarının zihnimde döndüğü anlarda Kral Macbeth’in şu sözleri aklıma gelir:  “Benim başıma meyvesiz bir taç oturttular, Elime kısır bir asa tutuşturdular.” Türkiye siyasetinde “iktidar” gördüğünüz her yere bu alıntıyı koyabilirsiniz, sırıtmaz.  Türkiye tarihini düşünün, yasalın meşru olmadığı, meşrunun yasal olmadığı binlerce an gözümüzün önüne gelebilir.  AKP iktidarında bu anlar o kadar çoktur ki bir halkın algılarını sakatlayarak en geniş anlamıyla demokratik yaşam zarar görmüştür, solculara, sosyalistlere “darbe - [Doğan Avcıoğlu kimdir? Gökhan Atılgan anlattı](https://hararet.org/dogan-avcioglu-kimdir-gokhan-atilgan-anlatti/): Doğan Avcıoğlu Kimdir? Gökhan Atılgan Doğan Avcıoğlu Ödülleri III, Eskişehir, 17 Kasım 2024 Doğan Avcıoğlu kimdir? Bir Kemalist mi, bir solcu mu, bir devrimci mi, bir sosyalist mi, bir Marksist mi? Doğan Avcıoğlu bir Kemalisttir. Türkiye sosyalist hareketinin efsanevi isimlerinden Sadun Aren’in söylediği gibi onun kuşağı açısından “Kemalist olmak, adam olmaktır. İnsan önce Kemalist olur, ondan sonra ne olacaksa olur.” Doğan Avcıoğlu için Kemalizm nehrin neşet ettiği “göze”dir. O, bu “göze”den gelmenin gururuyla yaşamıştır. Her Kemalist solcu olmak zorunda değildir. “Sağ Kemalizm” de vardır, “sağcı Kemalistler” de. Bu ilk yol ayrımı ülkeye verilecek yönün kapitalist mi yoksa kapitalizmden başka bir - [Çeviri: Amerikan sosyalizmi sporda Avrupa kapitalizmini yeniyor*](https://hararet.org/ceviri-amerikan-sosyalizmi-sporda-avrupa-kapitalizmini-yeniyor/): Soğuk Savaş’ta komünist ülkelerden kapitalist ülkelere kaçmak yaygın bir şeydi. Bugün ise sporda sosyalizm- hiç yoksa böylesi daha kârlı olduğu için- daha popüler olan seçenek halini alıyor olabilir. Bu ayın başlarında Avrupa Birliği’nin en yüksek mahkemesi geçmişte Fransa Milli Takımı forması giyen orta saha oyuncusu Lassana Diarra’nın, spordaki bazı transfer kurallarının AB yasalarını ihlal ettiğine yönelik iddiası lehine karar verdi. Bu hüküm bir dönüm noktası olmakla birlikte; kıtadaki en önde gelen 12 kulübün ayrılıp kurmak için başını çektiği, Amerikan tarzı kapalı bir turnuva olan Süper Lig’in önünü açmasından yalnızca birkaç ay sonra geliyor. Her ne kadar netice belli olmasa da, - [Hararet politik bir dostluk grubudur](https://hararet.org/hararet-politik-bir-dostluk-grubudur/): Hararet’i 1 Kasım 2019’da kurduk. Bugün demek oluyor ki üzerinden beş yıl geçmiş. Bizden daha genç siyasi partiler var. O tarihlerde ben bekârdım, şimdi evliyim üstelik bir ay sonra çocuğum olacak. Görünen o ki epeyce şey değişti hayatımızda. Hararet dört beş arkadaşın İstanbul Çemberlitaş’taki Türk Ocağı’nda çay içerken kendi aralarında yürüttükleri sohbetlerden doğdu. İsmini Kadıköy’deki Nazım Hikmet Kültür Merkezi’nde Kubbealtı Sözlük’ten bulduk. Derdimiz tartışmalarımızı biraz disipline sokmak, merak ettiklerimizi Türk düşünce hayatındaki isimlerle konuşmaktı. Bugün Youtube arşivimizde onlarca video var. Besim Delaloğlu, Kurtuluş Kayalı, Oğuz Adanır, Gün Zileli, Tanıl Bora, Banu Avar, İlker Aytürk gibi isimlerle yapılmış önemli söyleşiler orada - [Platonik Kemalizm*-Saltuk Buğra Yurteri](https://hararet.org/platonik-kemalizm-saltuk-bugra-yurteri/): Konuşmak veya yazmak insanın kafasındaki dağınık toz bulutu halindeki düşünceleri sistematikleştirmesini sağlayabiliyor. Uzun zamandır dert edindiğim ve üzerine düşündüğüm bir konuyu dünkü Anlık dergisi yayını sayesinde kavramlaştırabildim ve orada dile getirdiğim kavramı yazıya döküp kalıcılaştırmak istedim. Başlıktan da anlaşılabileceği üzere bu kavram: “Platonik Kemalizm”. Nedir bu Platonik Kemalizm? Bu kavramın oluşmasında kabaca iki temel var. Uzun zamandır çeşitli Kemalist kişi ve oluşumlarla iç içeyim. Bu kavramın veri boyutunu bu ortamlarda duyup gördüğüm şeyler oluşturuyor. Kuramın temelini ise Niyazi Berkes’ten alıyorum. Nihayetinde Türkiye’de Çağdaşlaşma kitabı gelenekselcilik, muhafazakarlık, “Nizam-ı Alem”, dünyanın dengesi vesaire gibi kavram ve dünya görüşleri ile yenilikçilik, ilerleme, bitmeksizin - [Kemalist miyiz, sosyalist mi? ‘Bir şerden hayır arama yazısı’ ―Emirhan Akman yazdı.*](https://hararet.org/kemalist-miyiz-sosyalist-mi-bir-serden-hayir-arama-yazisi-%e2%80%95emirhan-akman-yazdi/): Şerden hayır çıkaran bir kültürün çocuklarıyız, yani bir şeye kötü, işe yaramaz deyip geçmeyiz. Bir daha bakarız, bir kez daha yeni bir gözle bakarız kötüye ya da kötüye neden olan şeye. A. İlhan Diyalektik Gazel’inde “karşıtıyla yüklüdür her şey mutlak çözümlerden vazgeç tartışılmaz mükemmellikler ne gizli kusurlarla gelir…” diyor, çizgim budur. Dün Hararet’in genel yayın yönetmeni olarak uzun süredir beklettiğimiz bir işi tamamlamak istiyordum. Bir kitap listesi sözü vermiştik fakat uzun süreli bir uyuşukluk hali listeyi erteletmişti, dün o işi bitirmeliyim dedim ve daha önce grup içinde herkesten aldığımız kitap listesini birleştirerek bir liste çıkardım. Listedeki kitaplar hepimizin bir dönem faydalandığı - [Enis Batur – Yalçın Küçük söyleşisi: "Türkçenin dünyanın en güzel dili olduğuna inanıyorum"](https://hararet.org/yalcin-kucuk-turkcenin-dunyanin-en-guzel-dili-olduguna-inaniyorum/): Okuyacağınız röportaj 2002 Aralık ayı 31 sayılı Cogito Dergisi’nde, “Entelektüeller Gerekli mi?” başlıklı yazının ikinci bölümüdür. İlgili metni internet ortamında yer alan ve henüz çok erken bir vakitte (2003) yılında Ekşi Sözlük’e yükleyerek inanması güç bir iş yapan “hemingway” isimli sözlük yazarının mesajından alıyoruz. Bu metni almanın başka yolları var mıydı? Elbette. İlgili sayı hem ‘pdf’ olarak, hem de matbu olarak elimizde. PDF formatından siteye yazı aktarırken oluşan hatalardan dolayı bu yolu tercih ettik ve bu derinlikli söyleşiyi ikiye böldük. Söyleşinin eşsizliği Türk edebiyatının en ‘velût’ kalemlerinden birisi olan, hisleri kuvvetli ve kavrayışı yüksek Enis Batur’un; Türk solunun en deli, - ["Faşizm, sürecimizi bir kez daha raydan çıkarmaya çalışacak." - Carlos Ron ile mülakat (İkinci Bölüm)](https://hararet.org/fasizm-surecimizi-bir-kez-daha-raydan-cikarmaya-calisacak-carlos-ron-ile-mulakat-ikinci-bolum/): Çok kutupluluk, enternasyonalizm ve Venezuela seçimleri: Carlos Ron ile mülakat (İkinci Bölüm) Carlos Ron, Kuzey Amerika’dan sorumlu Dışişleri Bakan Yardımcısı ve dünya halkları arasında barış ve dayanışmayı teşvik eden Venezuela Simón Bolívar Enstitüsünü yönetiyor. Bu mülakatın birinci bölümünde Ron, ABD’nin Monroe Doktrininin Venezuela’ya karşı hükümeti devirmek amacıyla uygulandığını savunmuştu. Ayrıca, son on yıllarda ortaya çıkan emperyalist saldırganlığın özellikle agresif bir fazı olan “hiper-emperyalizmden” söz etmişti. Mülakatın ikinci bölümünde Ron, çok taraflılığın ve yaklaşan devlet başkanlığı seçimine yönelik beklentilerini ele alıyor. Ayrıca Bolivarcı Süreç açısından ülkenin önündeki zorlukları da ele alıyor. yüzyılın ilk on yılında, Latin Amerika entegrasyonuna doğru geniş çaplı - [Kanafani olağanüstü bir adamdı*-Tarık Ali'nin röportajı](https://hararet.org/kanafani-olaganustu-bir-adamdi-tarik-alinin-roportaji/):  RASHID KHALIDI THE NECK AND THE SWORD   Tariq Ali’nin Röportajı   Günümüzle, sadece şu anda Filistin’e karşı uygulanmakta olan dehşet anlamında değil, Filistin’in hala aktif durumda olan geçmişinin bir parçası olan günümüzle başlayalım. 1936-39’daki büyük Arap Ayaklanması’nın Anglo-Siyonistlerce acımasızca bastırılmasını 1948 Nakba’sı, 1967’deki Altı Gün Savaşı, 1982’de Ariel Sharon liderliğindeki Beyrut kuşatması, Sabra ve Şatilla katliamları, iki İntifada ve o zamandan beri İsrail’in aralıksız terör yağdırması izlemiştir. Ancak görünen o ki 7 Ekim sonrası soykırımı, bunların herhangi birinden daha büyük bir küresel etkiye sahip olmuştur.   Evet küresel çapta bir şeyler değişti. Bu tarihi olayların neden anlatıyı, bilhassa da - [Bolivarcı Diplomasi, Monroe Doktrinine karşı: Carlos Ron ile mülakat (Birinci Bölüm)](https://hararet.org/bolivarci-diplomasi-monroe-doktrinine-karsi-carlos-ron-ile-mulakat-birinci-bolum/): Carlos Ron, Kuzey Amerika’dan sorumlu Dışişleri Bakan Yardımcısı ve dünya halkları arasında barış ve dayanışmayı teşvik eden Venezuela Simón Bolívar Enstitüsünü yönetiyor. Bu mülakatın birinci bölümünde, Ron ile iki karşıt dünya görüşü olan Bolivarcılık ve Monroizm üzerine konuştuk. Ron, ABD’nin Monroe Doktrinini Venezuela’ya hükümeti devirmek amacıyla uyguladığını savunuyor. Mülakatın ikinci bölümünde ise yaklaşan başkanlık seçimi ve Bolivarcı sürece yönelik önümüzdeki zorluklar ele alınacak. 200 yılını dolduran Monroe Doktrini, tarihsel olarak ABD’nin Kuzey ve Güney Amerika’da hegemonya kurma hakkını kendisine atfettiği bir öğreti olarak bilinir. Buna karşılık, Bolivarcı Devrim’de “Bolivarcı Diplomasi”[1] olarak bilinen bir anlayış savunuluyor. Bu iki karşıt vizyonu açıklayabilir - [Bir devrim provası: Avcıların Üç Günü](https://hararet.org/bir-devrim-provasi-avcilarin-uc-gunu/):  Devrim, vaktiyle bir ihtimaldi ve çok güzeldi. —Tol, Murat Uyarkulak “Bir cümleyle söyleyecek olursak bir ideamızın olmasına cesaret etmeliyiz. Hem de büyük bir ideamızın olmasına. Büyük bir ideaya sahip olmanın ne gülünç ne de suç olduğuna ikna olalım. “İdeasız yaşam” buyruğunu 1968’deki gibi reddedelim. İçimdeki filozof sizlere Platon’dan beri sürekli yenilemekte olan son derece basit bir şeyi söylüyor. Sizlere ait bir idea ile yaşamamız gerektiğini ve asıl politikanın buna inanmakla başlayacağını söylüyor.” —Komunist Hipotez, Alain Badiou Avcıların Üç Günü, Sevim Kahraman Yaşamadım, yaşadığım için söylemiyorum ama okudum. 1970’ler bambaşkaydı. Başka bir dünyanın mümkün olduğunu düşünen milyonlarca insan vardı. Dünyanın dört - [Suyu Arayan Adam ya da İsmet Özel'i Anlama Kılavuzu](https://hararet.org/suyu-arayan-adam-ya-da-ismet-ozeli-anlama-kilavuzu/): Bu yazı ilk olarak Suyu Arayan Adam (Su kelimesi bu yazıda hakikat anlamında gelmektedir) [1]  başlığında istiraki.org sitesinde 2018 yılında yayınlanmıştır.2024 yılı içerisinde yeniden düzenleme ekleme yapılma önerilerinin yanı sıra ünlü bir yazarımız tarafından başlık ve içerik olarak başka bir medyada kopya çekmesi de yeniden düzenleme hasıl oldu. Bununla birlikte ülkede son yıllarda İsmet Özel üzerine yüksek lisans ve doktora tezlerinin yazılması anlaşılma ve anlama gayesi taşıyanlar için önemlidir. ‘’Ne kadar kendi oldu insan, o kadar başka’’ Bir Yusuf Masalı I.EVRE UMUTLU BAŞLANGIÇ, KOMÜNİST ŞAİR İSMET İsmet Özel için değişim Şevket Süreyya Aydemir’in değişiminden farklı ancak o yolun yolcusudur. Bir - [Fransa Afrika’yı talan etmekten asla vazgeçmedi, şimdi ise işler değişiyor*](https://hararet.org/fransa-afrikayi-talan-etmekten-asla-vazgecmedi-simdi-ise-isler-degisiyor/): Fransa Afrika’yı talan etmekten asla vazgeçmedi, şimdi ise işler değişiyor Batı Afrika’daki gelişmeler, Fransızca konuşan ülkelerin Fransız sömürgeciliğine tahammülünün kalmadığını gösteriyor. Korku duvarı nihayet aşıldığı için Afrika’nın gerçek bağımsızlık yolunda verdiği mücadele meyvelerini vermeye başladı. Bir Batı Afrika ülkesi olan Nijer’de gerçekleşen ve bölgedeki Fransız-Amerikan askeri varlığını baltalama tehdidini taşıyan 26 Temmuz (2023) darbesi, eski Fransız İmparatorluğu’nun Afrika’daki doymak bilmez sömürgeciliğini tanımlamamak için kullanılan bir tabir olan Fransafrika’nın devam eden uygulamalarına ve tarihsel sömürüsüne ışık tutuyor. Enerji ihtiyacının %68’ini nükleer santrallerinden karşılayan Fransa, nükleer enerjiye büyük ölçüde bel bağlamış durumda. Bu santrallerin faaliyeti için gereken uranyumun %19’unu Nijer’den temin ediyor. - [Enis Batur - Yalçın Küçük söyleşisi: "Ben iktidar istiyorum!" I. Bölüm](https://hararet.org/enis-batur-yalcin-kucuk-soylesisi-ben-iktidar-istiyorum-i-bolum/): Okuyacağınız röportaj 2002 Aralık ayı 31 sayılı Cogito Dergisi’nde, “Entelektüeller Gerekli mi?” başlıklı yazının ilk bölümüdür. İlgili metni internet ortamında yer alan ve henüz çok erken bir vakitte (2003) yılında Ekşi Sözlük’e yükleyerek inanması güç bir iş yapan “hemingway” isimli sözlük yazarının mesajından alıyoruz. Bu metni almanın başka yolları var mıydı? Elbette. İlgili sayı hem ‘pdf’ olarak, hem de matbu olarak elimizde. PDF formatından siteye yazı aktarırken oluşan hatalardan dolayı bu yolu tercih ettik ve bu derinlikli söyleşiyi ikiye böldük. Söyleşinin eşsizliği Türk edebiyatının en ‘velût’ kalemlerinden birisi olan, hisleri kuvvetli ve kavrayışı yüksek Enis Batur’un; Türk solunun en deli, - [Kemalizmi sistematize etmeye çalışan 5 kitap!](https://hararet.org/kemalizmi-sistematize-etmeye-calisan-5-kitap/): Türkiye’de Kemalizm meselesine dair araştırma yapmak isteyenlerin önündeki en büyük engellerden birisi ikincil kaynaklar. Genelde bir inceleme metninin ilerisine geçemeyenler için Türkiye’de Kemalizm düşüncesini ‘sistematize’ etmeye çalışan, 1930’larda yazılmış beş metni listeledik. Bu metinlere ulaşmanın en büyük zorluğu yeni baskılarının olmaması, bir kısmına ancak sahaflardan ulaşabilir…   Tekinalp, Kemalizm (1936) Şeref Aykut, Kamalizm- CHP Programının İzahı (1936) Saffet Engin, Kemalizm İnkılabının Prensipleri (1938) Recep Peker, İnkılap Dersleri (1934-1935) Mahmut Esat Bozkurt, Atatürk İhtilali 1937-1940) - [Bir ruhu geri çağırmak (İttihatçılık, Devrimcilik ve Kanzilik)                                                            ](https://hararet.org/bir-ruhu-geri-cagirmak-ittihatcilik-devrimcilik-ve-kanzilik/): Bu yazı ihtiyacı, temel literatürün derlenmesiyle birlikte sosyal medyada çıkan “İttihatçılık” kavramını devlet dairesi içinde görenlerin yanılsamaları üzerine gereği oluşturulmuştur.  Katkı için Batur Kılıç’a teşekkür ederim. Erol Şadi Erdinç, ‘‘İttihatçılık evvela ruhtur.’’ demişti. O ruh bugün çeşitli siyasal akımların içinden yeniden zuhur ediyor. Ak Parti Türkiye’si açısından bir başlangıç noktası koymak zor olsa da 2.Abdülhamid’in gerçek dışı anlatımı ve yoğun propagandası ile Erdoğan ve Abdülhamid benzeşimi kurulmasının gençler üzerinde bir tepkisellik olarak İttihatçı ivme oluşturduğunu söyleyebiliriz. Siyasal olarak Emperyalist Türkiye arayan veya kendi siyasal liginde bölgesel hakimiyet arayan Ak Parti’nin bir aparatı olarak Enver Paşa figürü etrafında bir hayal kurulmaktadır. - [Medrese Atatürkçülüğünden Gerçek Atatürkçülüğe-Doğan Avcıoğlu](https://hararet.org/medrese-ataturkculugunden-gercek-ataturkculuge-dogan-avcioglu/): Atatürk’ün bazı sözlerini alıp onu sosyalist ilan edebilirsiniz. Başka sözlerine bakıp, onun liberal olduğunu söyleyebilirsiniz. Büyük Kurtarıcı, çeşitli şartlarda çeşitli sözler etmiştir. Bu sebeple onu anlamak için kelama dayanan bir cins medrese edebiyatını bırakıp Atatürkçülüğü tarihi gelişmesi içinde yakalamaya çalışmak gereklidir. Kurtuluş savaşımız, dış kapitalizme ve emperyalizme karşı milli burjuvazinin en aydın tabakalarının önderliğinde yürütülmüş bir mücadeledir. Milli Mücadele, emperyalizme karşı olma niteliği ile ihtilali, bizimki bir burjuva ihtilali olduğu için ondan esasta ayrılır. İhtilalin ekonomik amacı, yabancı burjuvazinin yerine yerli burjuvaziyi oturtmaktı. Kapitalist Mösyö Dupont gidecek, Kapitalist Ahmet Efendi gelecekti. Kapitülasyonların tasfiyesi, yabancı şirketlerin millileştirilmesi bu açıdan değerlendirilmelidir. Bir - [Sosyalist solda Türkofobi - Hamza Yalçın](https://hararet.org/sosyalist-solda-turkofobi-hamza-yalcin/): Türkiye devrimci hareketinin liderlerinden Mihri Belli bir çok insanıyla dost olduğum bir sosyalist örgüt hakkında konuşurken “Türk düşmanları bir araya gelmiş, örgüt kurmuşlar” diye şaka ediyordu. Mihri Belli, şakanın altındaki gerçeği sevecen şekilde ve gülerek ifade ediyordu. Sosyalist solda Türkofobi o yıllarda (1980’li yılların sonları) bugünkü gibi etkili değildi. Bugün Türkiye solunda Dev Yol ve Dev Sol geleneği bile rahatlıkla şovenist ilan edilebilmektedir. Sadece anti-emperyalizm ifadesinden bile “şovenizmin keskin kokusu”nu alan çoktur. Kurtuluş Savaşı’nı emperyalizme karşı mücadele yerine soykırımlar ve katliamlar manzumesi mi görüyorsunuz? “Kahrolsun İstibdad Yaşasın Hürriyet!” ifadesi sizde de hemen Ermeni katliamını çağrıştırıyor mu? Siz de ABD emperyalizminin - [Sosyal bilimlerin teorik temellerine dair 4 kitap! Vico, Doğan Özlem, İbni Haldun ve Dilthey](https://hararet.org/sosyal-bilimlerin-teorik-temellerine-dair-4-kitap-vico-dogan-ozlem-ibni-haldun-ve-dilthey/): Sosyal bilimlerin teorik temellerine dair dört önemli kitabı derledik. Doğan Özlem, Dilthey, İbni Haldun ve Vico birlikte listelendi…     Metinlerle Hermeneutik (Yorumbilgisi) Dersleri ( Cilt 1-2) Doğan Özlem İnkılap Kitabevi Basım yılı 1996 Türkçe 495 s. Temel tartışma şudur: Konusu özne olan bir bilim mümkün müdür? Bu konuda söylenebilecek çok şey var. Doğan Özlem’in verdiği yüksek lisans derslerinin kayıtlarından derlenen bu çalışmada bu konuyla ilgili söylenebilecek şeylerin büyük kısmını bulabilirsiniz. Bu çalışma bağlamında Dilthey, Heidegger, Rothacker, Betti, Riedel gibi daha birçok önemli şahsiyetin konuya katkılarını sistemli bir biçimde ele alan Özlem’in, pozitivist bilim anlayışına karşı sosyal bilimlere yaptığı teorik - [Sevil Avcıoğlu eşi Doğan Avcıoğlu'nu anlatıyor](https://hararet.org/sevil-avcioglu-esi-dogan-avcioglunu-anlatiyor/): Bunca yıldır röportajlar sırasında bir sürü hikaye dinledim. Çeşit çeşit aşka, evliliğe tanıklık ettim. Sevil Avcıoğlu kişisel tarihimde bir ilktir. İlk defa burjuva bir kadınla, bir solcunun aşkını dinledim. Ve çok etkilendim. Farklılıkları beni büyüledi. Güldürdü, hüzünlendirdi… Dünyanın en komik kadını Sevil Avcıoğlu. Televizyona çıksa, herkesi gülmekten kırar geçirir. Aşırı doğal. Ve süzgeçsiz konuşuyor. Kalbindeki ağzında. Sevmemek olanaksız. Bir de kendini olduğundan az göstermek için özel çaba sarf ediyor. Mütevazı. Çılgın bir cumhuriyet kadını aslında. 35 yıl önce ayrıldığı eşine haksızlık edildiği için, parmak kaldırıp söz hakkı isteyen bir kadın. Okuyunca anlayacaksınız… HAMİŞ: Sevil Avcıoğlu, eşinden ayrıldıktan sonra, Hariciye’ye geri dönüyor, bir - [TÜRKİYE’DE SİYASAL PARTİLER CİLT 1-2-TARIK ZAFER TUNAYA-KRONİK KİTAP](https://hararet.org/turkiyede-siyasal-partiler-cilt-1-2-tarik-zafer-tunaya-kronik-kitap/): TÜRKİYE’DE SİYASAL PARTİLER CİLT 1 “Türkiye’de Siyasal Partiler, Tarık Zafer Tunaya’nın Türk tefekkür tarihine ve Türk siyasal tarihçiliğine bıraktığı (eskilerin tabiriyle muhalled) kalıcı, ölümsüz çalışmasıdır.” İlber Ortaylı “40 yıldır aşılamamış bir ‘opus magnum’. Türk siyasal yaşamına değinen tüm siyaset bilimcilerin, tarihçilerin ve sosyal bilimcilerin başucu kitabı. Birçok geç Osmanlı ve erken Cumhuriyet dönemleri araştırmacılarının esin kaynağı. Tarihte çok az bilim adamı bu denli uzun bir süre gönderme yapılan esere sahip.” Zafer Toprak Cumhuriyet öncesi Türk siyasi yaşamının en hareketli ve araştırmacılar açısından en zengin dönemini bir nesil Tarık Zafer Tunaya’nın rehberliğinde öğrendi. Üç ciltten oluşan Türkiye’de Siyasal Partiler, alanında bir ilk - [Post-Post-Kemalizm-Türkiye Çalışmalarında Yeni Arayışlar-İlker Aytürk-İletişim Yayınları](https://hararet.org/post-post-kemalizm-turkiye-calismalarinda-yeni-arayislar-ilker-ayturk-iletisim-yayinlari/): Post-Kemalizm kavramı, modern Türkiye analizinde tek parti dönemini ülkenin bütün temel problemlerinin “anası” olarak gören eleştirel yaklaşımı özetliyor. “Kemalizm”le tanımlanan bu deneyimi sorgulayarak aşmayı, demokratikleşmenin anahtarı olarak gören yönelimleri tanımlıyor. Post-post-Kemalist paradigma ise, “tek parti döneminin büyüsünün bozulmasını” sağlayan bu eleştirel birikimin, 2000’lerin seyri içinde “bir ortodoksinin yerine başka bir ortodoksiyi koyma” eğilimini doğurduğu tespitinden yola çıkıyor. Bu nedenle, eleştirinin eleştirisini yaparak bir adım daha atmayı öneriyor. 1908-1945 arası dönemine sıkışmadan, sonraki dönemlerin alt üst edici siyasal ve toplumsal gelişmelerinin hakkını veren; demokratikleşmenin ve otoriterliğin salt Kemalizm’e indirgenen sorunlarının başka kaynaklarına da mercek tutan bir analizin yolunu açmaya çalışıyor. Post-Post-Kemalizm, - [Halkın Çözülüşü-Neoliberalizmin Sinsi Devrimi-Wendy Brown](https://hararet.org/halkin-cozulusu-neoliberalizmin-sinsi-devrimi-wendy-brown/): Bugün hayatın her veçhesine nüfuz etmiş olan neoliberal rasyonalite, her şeyi ve herkesi homo oeconomicus suretinde yeni baştan yaratıyor. Demokrasinin ilke ve kaideleri, bu akıl ve yönetişim düzeni tarafından, ekonomik terim ve ölçülerle çerçevelendiğinde neler oluyor peki? Bireysel ve kolektif özyönetime ve buna dayanak oluşturan kurumlara gösterilen bağlılık, sermaye değerini, rekabet konumunu ve kredi notunu artırmaya yöneltilen övgülerin altında ezilip yerinden edildiğinde? Halk yönetiminin beraberinde getirdiği ifade, müzakere, katılım, kamu yararı ve iktidar paylaşımı pratikleri ve ilkeleri, ekonomikleşmeye maruz kaldığında neler oluyor? Çözülüp dağıtılan demos, insan sermayesi parçalarına dönüşüyor; adalet ancak büyüme oranları, kredi notları, yatırım iklimlerinin dayatmalarıyla ilişkili olarak - [Samsun'dan Önce Bilinmeyen 6 AY - Alev Coşkun](https://hararet.org/samsundan-once-bilinmeyen-6-ay-alev-coskun/): 13 Kasım 1918, Mustafa Kemal’in Mondros Ateşkes Antlaşmasından iki hafta sonra İstanbul’a geldiği tarih… 16 Mayıs 1919 ise, Bandırma vapuru ile Samsun’a çıkmak üzere İstanbul’dan ayrıldığı tarih… Elinizdeki kitapta, işte bu altı ay içindeki olağanüstü serüven bilinmeyen yönleriyle anlatılmaktadır. Bu altı ay ulusal savaşın planlandığı dönemdir. Dr. Alev Coşkun’un titiz ve usta kaleminden dönemin siyasal gelişmeleri etrafında Mustafa Kemal’in gün be gün temasları… Dönemin siyasal olaylarının-yorumu… İngiliz, Fransız ve İtalyan işgal güçleriyle ilişkiler… Bir yanda işgal güçlerine destek veren azınlıklar, her tarafta cirit atan casuslar, İngiliz işbirlikçileri; öte yanda payitahtın işgal altında olmasından dolayı üzgün, güçsüz ve yorgun Türkler… Bu - [15-16 Haziran 1970 olayları-İşçilerin Haziranı-Zafer Aydın, Ayrıntı Yayınları](https://hararet.org/15-16-haziran-1970-olaylari-iscilerin-hazirani-zafer-aydin-ayrinti-yayinlari/): 15-16 Haziran 1970’te Türkiye’nin toplumsal ve siyasal tarihinde o güne kadar yaşanmış en büyük işçi direnişi gerçekleşti. Bu direnişe işçilerin sendika seçme özgürlüğünü yok eden 274 sayılı Yasa’da yapılmak istenen değişiklikler yol açtı. Yasa zoruyla tek sendika modelini dayatan değişiklik, özel olarak DİSK’i ve DİSK’in temsil ettiği sendikal anlayışı tasfiye etmeyi amaçlıyordu. Yapılmak istenen değişikliğe itiraz eden işçiler, DİSK’in kararıyla İstanbul ve Kocaeli’ndeki işyerlerinde üretimi durdurarak eyleme geçti; fabrikalardan sokaklara ve meydanlara aktılar. İş durduran ve sokakları doldurduran işçiler, büyük gösterilerle sendika seçme özgürlüklerine sahip çıktılar. Güvenlik güçlerinin engelleme çabalarının neden olduğu çatışmalarda üçü işçi, biri toplum polisi, biri de - [Atatürk'ün İzmir İktisat Kongresi açılış konuşması-1923](https://hararet.org/ataturkun-izmir-iktisat-kongresi-acilis-konusmasi-1923/): “Efendiler! Aziz Türkiye’mizin iktisadî yükselme gereklerini aramak ve bulmak gibi vatanî, hayatî ve millî bir kutsal amaç için bugün burada toplanmış olan sizlerin, saygıdeğer halk temsilcilerinin karşısında bulunmakla çok mutlu ve sevinçliyim. Efendiler! uzun ihmallerle ve derin ilgisizlik ile geçen yüzyılların iktisadî yapımızda açtığı yaraları tedavi etmek, tedavi çarelerini aramak ve memleketi bayındırlığa, millî bir rahatlığa, mutluluğa ve servete ulaştıracak yolları bulmak için gerçekleşecek çalışmanızın çok kıymetli ve başarılı sonuçlara ulaşmasını dilerim. Arkadaşlar, sizler doğrudan doğruya milletimizi oluşturan halk sınıflarının içinden geliyorsunuz ve onlar tarafından seçilmiş olarak geliyorsunuz. Bunun için memleketimizin, milletimizin halini, ihtiyacını ve milletimizin emellerini, üzüntülerini yakından biliyorsunuz. - [Devlet Soyluları: Büyük Okullar ve Zümre Ruhu-Pierre Bourdieu](https://hararet.org/devlet-soylulari-buyuk-okullar-ve-zumre-ruhu-pierre-bourdieu/): Fransız Devrimi’nin 300. yıldönümünde yayımlanan bu eserinde Pierre Bourdieu, hem bilgi sosyolojisinin hem de iktidar sosyolojisinin en önemli dallarından biri olarak gördüğü eğitim sosyolojisi bakımından ülkenin en seçkin eğitim kurumları olan Büyük Okullar’ın öğrenci kitlelerini, uzun süreye yayılmış araştırmalarla kapsamlı şekilde inceleyerek Fransa’nın iktidar alanını; özellikle de iktidar mevkilerinde yer tutmada, eğitimin, yani akademik sermayenin aldığı rolü çözümlüyor. Doğuştan, yani aileden gelen nitelikler ile sonradan, liyakatle edinilenleri birleştirmeyi başarması sayesinde, demokratik idealin etkisi altındaki toplumlarda sosyal ayrıcalıkların kalıcılaşmasına gerekçe sağlamaya birebir olan kültürel sermayenin rolünü gözler önüne seriyor. “Okul”u, kitabın ortaya çıkardığı sosyal kullanımlarının hakikatiyle, yani hem tahakkümün hem de - [Lenin Kitabı, "LENİN: DÜNYA DEVRİMİNİN ÖNDERİ"- Sungur Savran, Yordam Yayınlar](https://hararet.org/lenin-kitabi-lenin-dunya-devriminin-onderi-sungur-savran-yordam-yayinlar/): Lenin: Dünya Devriminin Önderi, modern tarihin Karl Marx’tan sonra ikinci büyük devrimci düşünürü ve eylem adamı olan Vladimir İlyiç Lenin’in ölümünün 100. yılı vesilesiyle, onun insanlığa sunduğu, bütünüyle ihmal ve inkâr edilmiş, hatta fark edilmemiş, tanınmamış, anlaşılmamış dünya vizyonunu 21. yüzyıl gençliğinin önüne getirmek amacıyla yazıldı. Yazara göre Lenin dünya devrimidir. Lenin sadece sınıf sömürüsüne son vermek değildir; ezilen ulusların ve dinî grupların kurtuluşudur. Lenin, kadınların özgürleşmesidir. Lenin bize dünya devriminin bütün araçlarını vermiştir: devrimci parti, dünya devrimi programı, burjuvazinin savaşları karşısında sömürülen ve ezilenlerin lehine politikalar, dünya devrimi için dünya partisi (Enternasyonal), başta uluslar olmak üzere, ezilen bütün sosyal grupların - [Alain Badiou: “Komünist fikrin mîadı dolmuş değil, hâlâ çok genç”](https://hararet.org/alain-badiou-komunist-fikrin-miadi-dolmus-degil-hala-cok-genc/):     Bu yeni kitabınız “Hakiki Hayat”la (La Vraie Vie) neden gençliğe hitap etmek istediniz? Badiou: Farklı sebepler çakıştı. Önce mahrem sebeplerle gençliğin yaşadığı büyük yön şaşmasıyla karşılaştım. Bu gençlik 1980’li yıllardan beri tedrici biçimde mümkinat ufkunun kapandığını gördü. Çocuklarımın ve arkadaşlarının şu haliyle dünyayı katedip oradaki yerlerini bulmakta çektikleri zorlukları gözlemledim. Gençlerdeki kendini değersiz görme eğiliminin ortaya çıkışını gördüm. Öğrencilerle çevrili de oldum; uzun zaman boyunca göçmen işçi yurtlarında ya da fabrikalarda aktivist siyasetle uğraştığım için, olağanüstü biçimde farklı durumlardan çıkarılmış zengin bir tecrübenin taşıyıcısı olan göçebe bir işçi gençliğiyle teşrik-i mesaim de oldu. Hem sonra, büyük kaynaklarımdan biri olan Platon’un diyalogları - [Yalçın Küçük: Biz sosyalisttik, AKP bizi tekrar Kemalist yaptı](https://hararet.org/yalcin-kucuk-biz-sosyalisttik-akp-bizi-tekrar-kemalist-yapti/): 3 ayda bir yayınlanan kültür, sanat ve edebiyat dergisi Çün’e konuşan Yalçın Küçük, çok tartışılacak açıklamalarda bulundu. Türkiye’de 1950’li yıllara kadar Atatürkçülük denen bir cereyan olmadığını, kendi kuşağının Atatürkçülük cereyanını yarattığını belirterek, “Özellikle AKP bizi tekrar Kemalist yaptı. Biz ne idik? Biz Sosyalisttik. Sosyalist, Kemalist değildir.” ifadelerini kullandı.   Bazı roman yazarlarına da yüklenen Yalçın Küçük, Orhan Pamuk’un ve Elif Şafak’ın yazmayı bilmediğini söyledi. Küçük şöyle devam etti: “Bir defa Orhan yazmasını bilmez. Şimdi bu noktaya gelecek olursak Türkiye’deki, diyelim Kundera’dan sonra, Altan’dan sonra, Orhan Pamuk’tan sonra, yazmasını bilen insan yoktur. Buna hiç alınmayın. Roman yazma bitmiştir. Elif Şafak yazmasını bilmez, Ahmet Altan; adam - [Doğan Avcıoğlu kimdir? ‘Devrimcinin iradesi, iradenin devrimi’](https://hararet.org/dogan-avcioglu-kimdir-devrimcinin-iradesi-iradenin-devrimi/): ❝ Bana mevki vatan, hal vatanın hali, sergüzeşt vatanın sergüzeşti, alem, bulunduğum alem, yine vatan. Ne yapayım, zihnime başka bir şey sığmıyor. ❞ ―Namık Kemal. Uzun süre düşündüm hangi Avcıoğlu’ndan bahsetmeliyim diye, hangisini anlatsam daha etkileyici olur? Bahsimizde marksizm, sosyalizm meselesi basit kalır, ideoloji meselesi başka bir yazının konusu olsun. Benim derdim koca bir yaşamla. Hep büyük adamların günlük ritüellerini, nasıl yaşadıklarını merak ederim. Meselemiz bir ömrün her nefesini tarihe karşı sorumlu yaşamış, klâs ve gözükara bir devrimci ile alâkalı. En az üç dil bilmek zorunda kalan, otobüsü kaçırmış bir milletin çocuğuyla. [1] . DEVRİMCİNİN MERAKI Bir devrimcinin, ömür boyu - [Türkiye'de 1 Mayıslar](https://hararet.org/turkiyede-1-mayislar/): Türkiye’nin toplantı ve gösteri yürüyüşleri tarihi açısından 1 Mayısların özel bir önemi vardır. Özellikle 1 Mayıs 1977, 1989 ve 1996’da yaşananlar Türkiye’nin toplumsal belleğinde yer etmiş, katılımcılarında olduğu kadar izleyicilerinde de derin izler bırakmıştır. 1 MAYISLAR Bu çalışma, modern Türkiye tarihinde yönetimlerin 1 Mayıslara ilişkin tutumlarını, farklı dönemlerde 1 Mayısların, hükümetler, idare amirleri ve emniyet yetkilileri tarafından tanımlanma, anlamlandırılma, düşünülme ve idare edilme; kısaca sorunsallaştırılma biçimlerine odaklanarak araştırmaktadır. Çalışmanın temel iddiası; Türkiye’de 1 Mayıslar örneğinde, devlete/hükümete yönelik protesto niteliği taşıyan toplantı ve gösteri yürüyüşlerinin yönetiminde geçerli olan baskın söylem ve pratikler rejiminin, bir insan hakkı olan toplanma özgürlüğünü korumayı ve - [100 Yıl Sonra Türkiye Cumhuriyeti, Gökhan Atılgan, Yordam Yayınları](https://hararet.org/100-yil-sonra-turkiye-cumhuriyeti-gokhan-atilgan-yordam-yayinlari/): 19. yüzyıl geride kalır, dünya devrimlerle çalkalanır, imparatorluklar yıkılır ve cumhuriyetler kurulurken Türkiye de bu tarihsel salınım içinde kendi yolunu arıyordu. Marx’ın tabiriyle ‘katı olan her şeyin buharlaştığı’, yeni olanın temsilcilerinin eskinin kabuğundan tazelenmiş bir özgüven ve cüretle gözlerini ufka diktiği bu çağda, mazisi yüz yıllara varan Osmanlı İmparatorluğu içeride iki uğraklı burjuva devriminin ve bir cihan harbinin alevleri içinde kül olmuştu. Tarihe karışan İmparatorluğun şimdi’ye sıçrattığı kıvılcımlardan ise bir Cumhuriyet doğdu. Padişahın tebaasından Cumhuriyetin yurttaşına, Doğu-İslam âleminin medeniyetinden kapitalist-Batı dünyasının uygarlığına “geçiş”in coşkularına, atılımlarına ve süratine matemler, duraksamalar ve yavaşlamalar eşlik etti. Farklı yönsemeler ve zamansallıklarla süregiden, varış yeri - [Jön Türkler ve İttihat ve Terakki, Sina Akşin 9. baskısı yayınlandı](https://hararet.org/jon-turkler-ve-ittihat-ve-terakki-sina-aksin-9-baskisi-yayinlandi/): “II. Meşrutiyet, cumhuriyetimizin siyaset laboratuvarıdır” demişti Tarık Zafer Tunaya. Cumhuriyeti anlamak için önce 19081918 dönemine bakmak gerekiyor. Bu çerçevede, Jön Türkler kimlerdi, neler yaptılar? İttihatçılar kimlerdi, neleri başarıp neleri başaramadılar?   Bu kitapta, Jön Türkler ile İttihat ve Terakki konusunda aradığınız temel bilgileri ve birçok sorunun yanıtını bulacaksınız.   Kitabı satın almak için tıklayın - [Anadolu Türkülerinde Semboller, Örüntüler ve Kültürel Bağlamlar çıktı! Pan Yayıncılık'tan yeni kitap](https://hararet.org/anadolu-turkulerinde-semboller-oruntuler-ve-kulturel-baglamlar-cikti-pan-yayinciliktan-yeni-kitap/): Anadolu türküleri yaygın bir biçimde icra edilip dinlenmesine ve çeşitli bağlamlarda akademik çalışmaların konusu olmasına rağmen herkesin diline pelesenk olmuş türkü sözlerinin bile anlam katmanları hakkında yeterli sayıda çalışma bulunmamaktadır. Bu kitapta, 2004 yılından bu yana Açık Radyo’da Dilden Dile Titreşimler isimli halk müziği programını hazırlayıp sunan Ahmet Emre Dağtaşoğlu tarafından yaygın olarak bilinenlerin yanı sıra pek bilinmeyen türkü sözleri de ele alınıp incelenmekte, kültürel bağlamlar göz önünde bulundurularak bu sözlerin içerdiği semboller ve örüntüler teorik bir çerçevede yorumlanmaktadır. İlk anda fark edilemeyen anlam katmanlarının nasıl ortaya konabileceği örnekler üzerinden incelenerek türkü sözlerini anlamlandırma konusunda okura bir yordam önerilmektedir. Bunların - [Alaeddin Şenel'in İnsanlık Tarihi kitabı yine İmge'de! Bu kez farklı olacak](https://hararet.org/alaeddin-senelin-insanlik-tarihi-kitabi-yine-imgede-bu-kez-farkli-olacak/): Alaeddin Şenel’in önemli eseri Kemirgenlerden Sömürgenlere İnsanlık Tarihi kitabı İmge Yayınevi’nde yeniden basıldı. Sosyal bilimlerde Türkçe eserler arasında çok önemli bir yeri dolduran Alaeddin Şenel’in İnsanlık Tarihi kitabı bu kez 3 ciltte yeniden basıldı. Nisan ayı itibariyle raflarda yerini alan kitap alanında hala çok önemli bir işlev görüyor. Kitap tanımı: Bu yapıtta anlatılan insanlığın öyküsü ulusçu, dinci, batıcı tarihlerdekinden farklıdır.İnsanlığın tarihi, UNESCO’nun çok ciltli History of Humanity (İnsanlık Tarihi, İmgeKitabevi Yayınları) yayını doğrultusunda, “insan odaklı” bir bakış açısıyla, tek cilttekotarılmaya çalışılmaktadır.Bu yolda, maddenin “biyokimyasal evrimi” ile başlanıp, genel olarak canlıların “organikevrimi” evresine geçilmektedir. Özel olarak insanın organik evrimi ise uzak - [Kemâlizme Giriş “20 Kitap Önerisi”](https://hararet.org/kemalizme-giris-20-kitap-onerisi/):   Kemalizm meselesini önemsiyoruz. Türk modernleşmesinin en radikal dönemini anlamadan Türk Solunu anlamaya girişmenin beyhude olduğunu düşünüyoruz. Bununla birlikte Türkiye’de sosyalizm, Dünya’da sosyalizm başlıklarına dair de giriş düzeyinde kitap listeleri yapacağımızı haber veriyoruz. Bu liste meseleye giriş seviyesinde ilgi duyanlar için bir ‘kapı’ olacaktır. Elbette her liste eksik ve özneldir. Her okuyucu kendi yolunu ilgi alanları ve okuduğu kitaplardaki dipnotlar vasıtasıyla bulacaktır, her yol kişiseldir. Bu arada Doğan Avcıoğlu, Tunaya ya da Zafer Toprak’ın, Yalçın Küçük’ün ve nicesinin kitabını listeye almadık çünkü başka listelere yazacağız, not olarak kalsın. Belki biraz daha eleştirel bir okuma listesi daha yapmalıyız ama önce bir ## Pages - [İletişim](https://hararet.org/iletisim/): İletişim - [Ana Sayfa](https://hararet.org/ana-sayfa/): Sevil Avcıoğlu eşi Doğan Avcıoğlu’nu anlatıyor 8 Haziran 2024 TÜRKİYE’DE SİYASAL PARTİLER CİLT 1-2-TARIK ZAFER TUNAYA-KRONİK KİTAP 8 Haziran 2024 Post-Post-Kemalizm-Türkiye Çalışmalarında Yeni Arayışlar-İlker Aytürk-İletişim Yayınları 8 Haziran 2024 Halkın Çözülüşü-Neoliberalizmin Sinsi Devrimi-Wendy Brown 8 Haziran 2024 Samsun’dan Önce Bilinmeyen 6 AY – Alev Coşkun 8 Haziran 2024 15-16 Haziran 1970 olayları-İşçilerin Haziranı-Zafer Aydın, Ayrıntı Yayınları 8 Haziran 2024 - [Künye/Hakkımızda](https://hararet.org/kunye-hakkimizda/): 1 Kasım 2019’dan beri buradayız. Türkiye’nin ve dünyanın tansiyonu düşmüyor, sürekli bir devinim hâlinde yeni olgularla karşı karşıya kalıyoruz. Buna mukabil genel fikir dünyamız bu hakikati yakalamakta güçlük çekiyor. Alt-üst oluş dönemlerinde, olağanüstü şartlarda kişinin bilinci eski düzenin izah kodlarıyla sınırlıdır. Olağanüstü durumu anlayamayan bilinç uyarılmaya muhtaçtır. Eskinin anlam olarak yittiğini, fiziken bir kalıntıya dönüştüğünü ve oluşan yeni durumu fark eden ise alarmist bir şekilde çare arar: “Haber vermeliyim!” HARARET eski düzenden kalanların ve yeni gelenlerin teşhir mekânıdır. HARARET dünyayı ve olayları, klişe şablonları aşarak kavrama çabasıdır. HARARET herkesi birleştirmeye yönelik beyhude bir teşebbüs değil, çokluk içinde kendi iddiasını topluma sunma mecrasıdır. HARARET, - [Privacy Policy](https://hararet.org/privacy-policy/): Who we are Suggested text: Our website address is: https://hararet.org. Comments Suggested text: When visitors leave comments on the site we collect the data shown in the comments form, and also the visitor’s IP address and browser user agent string to help spam detection. An anonymized string created from your email address (also called a hash) may be provided to the Gravatar service to see if you are using it. The Gravatar service privacy policy is available here: https://automattic.com/privacy/. After approval of your comment, your profile picture is visible to the public in the context of your comment. Media Suggested [comment]: # (Generated by Hostinger Tools Plugin)