İsmail Dönmez

Köpeklerin de diğer her canlı gibi evrimsel bir hikâyesi var. Ancak onların öyküsü, diğer pek çok canlıdan daha farklı ve daha merak uyandırıcı. Zira köpekler, çok fazla çeşidi bulunan bir tür olarak; kahve kupasına sığabilenlerden, yetişkin bir insandan ağır ve iki ayağı üzerine kaldırıldığında daha uzun olanlara kadar bir çeşitliliğe sahip. Bunun sebebi 25-30 bin yıllık bir süreçte iki kademeli bir seçilime tâbi olmaları olarak görülüyor.1 Buna göre ilk olarak çok eski zamanlarda ilk kez yerleşik hayata geçen insanlarla, doğadaki vahşi kurtlar arasında birtakım temaslar başladı. Bu temaslar bekleneceği üzere genelde türlü çatışmaları ifade ediyordu. Ancak zamanla sürüden dışlanmış veya doğal işleyiş sonucu diğer kurtlardan nispeten daha ılımlı olanlarla insan toplulukları arasında daha sıcak ilişkiler başladı. Böylelikle insanların yemeklerinden arta kalanları yiyen ve olası tehlikelere (özellikle eski dostlarına) karşı onları erkenden uyaran bu ılımlı kurtlar, insanların daimî birer yardımcısı oldular.

Asıl hikâye biraz da bu noktadan sonra başladı. İnsanlarla iyi anlaşmaktan, yakın mesafede yaşamaktan, direkt olarak insanlarla birlikte yaşamaya başlayan bu hayvanlar, binlerce yıllık bir yapay seçilime maruz kaldı. Yani her nesilde istenilen özelliğe sahip olan yavrular seçilerek yetiştirildi ve bu nesiller boyu yapıldı. Böylelikle sık sık “insanın en yakın dostu” nitelemesiyle anılan ve yüzlerce cinsi olan köpekler meydana geldi. Köpeklerin insanlar nezdindeki imajının bu kadar olumlu olmasına rağmen, insanların birbirini nitelediklerinde veya benzettiklerinde kıvanç hissi yaratan hayvanlar arasında köpekler yoktur. Aksine “köpek” veya “köpeklik” ifadeleri alabildiğine aşağılayıcıdır. Bunun temelinde köpeklerin saldırganlık potansiyelleri olabilir. Ancak köpeklerin hayvanlar arasında muhtemelen en büyük ‘devşirme’ türü olmaları da bununla ilgilidir. Zira köpeklerin kendi doğru ve yanlışları yoktur. Her durumda sahiplerine karşı bağlılık ve bir eylem son derece insafsız da olsa onu görev bilmek köpeklerin ve köpekliğin doğasında vardır.

Orwell’ın güzide eseri Hayvan Çiftliği‘nde köpeklik, direkt köpekler üzerinden harika bir biçimde anlatılır. Çiftlik hayvanlarca ele geçirildiğinde, diktatör domuz Napoléon, annelerinden ayırdığı yavru köpekleri herkesten gizli olarak yetiştirir ve Animalizm’in ilkelerinden ziyade, kendi önderliğine bağlı bir korku aracına dönüştürür. Anne babaları yıllarca Bay Jones’un (yani önceki yönetimin) bekçiliğini yapan bu yavrular, artık Napoléon’un köpeğidirler. Herhangi bir doğru-yanlış ayrımları veya kendi bilinçleri olmaksızın, sahiplerinin sözünden çıkmazlar.

Romanın bilindik incelemelerinde Napoléon’un köpeklerinin daha sonraları KGB’ye dönüşecek Çeka’yı temsil ettiği söylenir. Bu, iktidar el değiştirdiğinde, ‘yasal’ olanın da nasıl kaypak bir biçimde değiştiğine ve köpekliğe dair muhteşem bir anlatıdır. Ayrıca eklemek gerekir ki, gerçekten Rusya bu tür değişimlere çok kez tanıklık etmiştir. Örneğin Ocak 1905’te, tamamen barışçıl bir şekilde, üstelik Çar’a karşı son derece hürmetkâr bir tavırla yürüyüş yapan, bazılarının eşleri, çocukları da yanında olan işçilere Çar’ın polisleri ateş açtı ve yüzlercesi öldü. Bu katliam herhangi bir şekilde suç teşkil etmiyordu. Zira bir fiilin suç olup olmayacağını belirleyen rejim, zaten katliamın failiydi. Uzun yıllar sonra Stalin’in polisleri de emirler doğrultusunda hareket ettikleri müddetçe, teknik olarak ‘suç işleyemeyecek’ durumdaydılar. Yine Ekim 1993’te Sovyetler’in son kalıntılarını ezen, parlamento binasını vuran tanklar sadece birkaç yıl öncesinde meşhur Kızıl Ordu’nun tanklarıydı. Aynı şekilde kızıl bayraklarla eylem yapan insanlara gayriinsani bir biçimde saldıran askerler birkaç yıl önce Kızıl Ordu’nun askerleriydi. Rusya’da köpekleşmenin acı tecellisi bugün de devam ediyor. Özellikle hafta sonları Putin ve beraberindeki oligarklara karşı yapılan eylemler polis gücüyle bastırılıyor. Yani suçla ve suçlularla mücadele amacıyla kurulmuş resmî yapılar, en büyük suçluları koruyor.

Bu köpekleşme çeşitli toplumsal olaylar vesilesiyle dünyanın pek çok yerinde görülüyor. Bazen yaptıklarının yanlış olduğu yahut yanlışı savundukları kendilerine izah edilen kolluk kuvvetlerinin “biz de emir kuluyuz” minvalinde ifadeleri, köpekleşmenin en dramatik itiraflarından birini ortaya koyuyor. Ancak ne bir itiraf, ne öz eleştiri, ne de başka bir şey onların zihinlerdeki imajını değiştiriyor. Zira onlar, karşılarına konumlandırıldıkları kitlelerce, insandan devşirilmiş ve insana karşı olan başka bir tür olarak görülüyorlar.


https://evrimagaci.org/kopeklerin-evrimi-vahsi-kurtlari-evcillestirirerek-kopekleri-nasil-evrimlestirdik-3567