Türkçülüğün öncülerinden olan ve Türk Cemiyeti, Türk Ocağı, Türk Tarih Kurumu gibi oluşumlarda imzası bulunan Yusuf Akçura’nın yazdığı Üç Tarz-ı Siyaset aslında bir kitap değil gazete yazısıdır. Kahire’de yayınlanan “Türk” gazetesinde 1904 yılında tefrika edilmiştir.

1904 yılı Türkçülük akımı için erken bir tarihtir. Daha önce edebiyat, tarih gibi alanlarda Türk kimliğini merkeze alan bazı aydınlar olmakla birlikte siyasi anlamda Türkçülük daha çok 2. Meşrutiyet sonrasında ve özellikle Balkan faciasının ertesinde gündeme gelmiştir. Bu açıdan makalenin Türkçülük ve Osmanlı düşünce hayatındaki “öncü” niteliği açıktır.

Makalenin girişinde Akçura, Batı’dan “feyz alarak” Osmanlı’yı ayağa kaldırmak için üç farklı düşüncenin öne sürüldüğünü; bunların bütün Osmanlı tebaasını eşit hak ve vazifeler altında “Osmanlılık” kimliği ile bir arada tutmak, Padişah’ın Halife unvanına dayanarak bütün Müslümanları birleştirmek ve Osmanlı dışındaki Türklerle birleşmek olduğunu ifade eder. Bu üç yol içinde ilk uygulanan Osmanlıcılık olmuştur. Sultan 2. Mahmut döneminden itibaren, onu takiben Tanzimatçı paşalarla birlikte 1870’lere kadar popüler olan bu fikrin yerini 2. Abdülhamit döneminde İslâmcılık almıştır. Makalenin yayınlandığı tarihte Abdülhamit iktidarı devam etmekteydi ve dolayısıyla İslâmcı politika yürürlükteydi. Türkçülük ise henüz pek yeni bir fikirdi.

Üç fikrin amacından ve geçmişinden kısaca bahseden Akçura, bu üçünü karşılaştırmaya geçmeden önce bu karşılaşmada hangi ölçütlerin kullanılacağı üzerinde durur. Vardığı sonuç, Osmanlı, Müslüman ve Türk kimliklerinin ortak paydası olan Osmanlı Devleti’ne sağlanacak fayda kriteridir. Zira sırf Türklerin ve Müslümanların faydasını gözetmek birbirlerine ve Osmanlı’ya zarar verirken Osmanlı’nın faydasını gözetmek Türklere de Müslümanlara da zarar vermeyecektir.

Bu bağlamda bu üç fikri ele alan yazar, Osmanlıcılığın teorideki faydasına karşılık, hem iç hem dış unsurların olumsuz tavrı sebebiyle gerçekleşmesi imkânsız olduğu için herhangi bir faydasının mümkün olmadığını iddia eder. İslâmcılık ve Türkçülüğe gelince, bunların faydaları çeşitlidir, fakat imkânlarını sınırlayan hususlar vardır. İslâmcılıkta özellikle Müslüman tebaası olan Avrupa ve Rusya bu hayâlin önündeki aşılması güç duvarlardır. Türkçülük konusunda ise bu durum Rusya için geçerli iken Avrupa köstek değil destek bile olabilecektir. Öte yandan Türkler arasında milliyet fikri dinin aksine, zayıftır.

Son kısımda Yusuf Akçura, Türklük ve Müslümanlık siyasetlerinin hangisinin Osmanlı için daha yararlı olacağı sorusunu ortaya koyarak, belirli bir cevap vermeden fakat Osmanlıcılık seçeneğini eleyerek makaleyi bitiriyor.

Akçura her ne kadar Türkçülüğün tarihinde önde gelen isimlerden biri olsa da bu makalede açık bir tercih belirtmiyor, yanıtı okurlara bırakıyor. Muhalif bir gazetede yayınlanan bu yazıda İslâmcılığın 2. Abdülhamit ile birlikte tarif edilmesi ve gazetenin Osmanlı dışındaki Türklerle ilgilenmeyişinin eleştirilmesi gibi hususlar ibreyi Türkçülüğe yaklaştırsa bile açık bir yanıt mevcut değil. (Farklı bir yaklaşıma göre ise Akçura, Türk olmayan bölgelerin tasfiyesiyle kurulacak ulus-devlet fikrini savunduğu hâlde burada dile getiremiyor.) Bu bakımdan metnin bir “Türkçülük manifestosu” olmadığı açık, fakat hem karşılaştırmalı siyasi düşünceler hem Türkçülüğün tarihi açısından 1904 tarihli bir eser olarak tarihsel öneminden söz edilebilir.

Makalenin Osmanlı devletine ve aydınlarına göre “zamanın ötesinde” olan bir diğer yönü ise, milliyeti silmek isteyen yapısından bahisle İslâmiyet’in de Hıristiyanlık gibi “değişmesi” gerekliliğinden söz etmesi, yeni dünyada dinin sosyal niteliğini kaybederek bireyselleştiğini, din ve vicdan hürriyetinin geliştiğini, “umumî cereyanın” dinlerde değil ırklarda olduğunu cesur bir şekilde ifade etmesidir. Ayrıca, “bir dereceye kadar Türkleşmiş unsurlar”dan bahsedilmesi de farklı etnik unsurların Türk kimliğini benimseme sürecinin kimi zaman iddia edildiği kadar yapay ve “nevzuhur” olmadığını göstermesi nedeniyle kayda değer.

Yazarının yıllar sonra “içerideki” Türklük ve İslâm siyasetleriyle “dışarıdaki” ittihad-ı Türk ve ittihad-ı İslâm politikalarını karıştırdığını söyleyerek özeleştirisini yapacağı bu makale, erken bir tarihte yapılmış analitik bir siyasi ideolojiler karşılaştırması olarak özel bir öneme sahip…

Yusuf Akçura, Üç Tarz-ı Siyaset (çeşitli yayınevleri)