Merve Sivri

Çalışmalarında hukuk, kriminoloji ve psikanalizi bir araya getiren Slovenyalı düşünür ve sosyolog Renata Salecl’in yazdığı, Barış Engin Aksoy’un tercüme ettiği Kaygı Üzerine isimli kitap gündelik hayatta yaşadığımız kaygıları dört temel başlık altında incelemiştir: Savaş zamanlarında kaygı, insanların yetersizlik hissine bel bağlayan “hiperkapitalizm”, aşk ilişkilerinde yaşadığımız kaygılar ve ebeveynlik kaygıları.

Renata Salecl elinden geldiğince sade bir biçimde insandaki kaygının temelini ev insan üzerinde bıraktığı etkiyi kişilerin görüşlerine, makalelerine ve filmlere atıfta bulunarak anlatmıştır.

“Savaş Zamanlarında Kaygı” bölümünde ölüm korkusu ön plandadır. İnsanlar savaştan kurtulsa bile sonrasında yas tutma, intihar gibi durumlar meydana gelebilir. Görev aldıkları savaşlardan sonra pek çok asker bunalıma girmekte, bazen de kaygı nöbetleri yaşamaktadır. Bu travmalar onlardan mustarip olanları intihar noktasına kadar götürebilmektedir. Freud kaygıyı bir nesnenin kaybolması tehlikesine verilen bir tepki olarak ele almaktadır. Burada da savaşta kendisinin ya da arkadaşının kaybolmasına karşı olan bir kaygı söz konusudur.

“İnsanların yetersizlik hissine bel bağlayan hiperkapitalizm” bölümünde; seçim bolluğu, “hayatta kalma” kavramı, “Yap gitsin!”, “Kendin ol.” gibi buyruklar ile tüketim çılgınlığı, yetersizlik hissi, sanal ortamlar ve gösteriş konuları yer alır. Yeni ağ ekonomisinde asıl alınıp satılan şey, fikirler ve imgelerdir. Kitapta bunun derin örneklerine yer verilmiştir. İnsanların belirli kalıplara girip kendilerini kanıtlama çabaları, kendilerini gösterme uğraşları, istemedikleri meslekleri sırf geçim derdi yüzünden yapmaları ve buna rağmen aşağılanmaları, değer görmemeleri onları kaygıyla birlikte mutsuzluğa sürüklemektedir. İnsan kendi iç benliği ve “Öteki” arasında çelişkiye düşer. Böylece suçluluk duymaya başlar. Bu günümüzün temel problemlerindendir.

Sevgi ve aşk ilişkilerinin temelinde daima belirli bir kaygının var olduğunu biliyoruz. Yazar “Aşk Kaygıları” bölümde bilhassa aşk mektubu yazmanın kaygı doğurabilen bir faaliyet olduğunu gösterir. Geçmiş dönemdeki mektup türüyle bugün sanal ortamda yaşananları karşılaştırarak ele alır. Aşktaki kaygı öncelikle aşığın sevdiği kişide daima onun sahip olmadığı şeyi sevmesine ve eşine kendi eksiğinden başka bir şey sunmamasına ilişkindir. Bu konu histerikler, takıntılılar ve sapkınlar üzerinden anlatılmıştır.

“Annelik Kaygısı”nda çocuk yetiştirme ve çocuğun gelişimine yön verme konusunda uzlaşma sağlanamamasından dolayı meydana gelen kaygıyı görüyoruz. Ebeveynler “İyi bir annelik-babalık yapamıyorum” korkusu içindedir. “Çocuğum için iyi bir gelecek hazırlıyor muyum? Onu hayal kırıklığına uğratır mıyım?” gibi düşünceler onları zorlamaktadır. Bunların en somut örneklerini, çalıştıkları için çocuklarını başkalarının baktığı ebeveynlerde görüyoruz. Bu bölümde de kaygılı ebeveynliğin bebek katli (infantisit) gibi istismarlarla sonuçlanan örnekleri ele alınmıştır.

Sonuç olarak günümüzün koşullarında gelişen olaylarla birlikte ortaya çıkan kaygı çeşitlerini görüyoruz. Burada kaygı ve korku kavramlarının farkı da vurgulanmıştır. Kaygı tamamen belirsizlikten oluşan bir duygudur. Korkunun ise nedenini biliriz, sorunun kaynağını bilip ona göre tepki veririz. Kaygılı olmak bizi diri tutup ileriye mi götürür yoksa hiç umursamadan yaşamaya devam etmek mi daha doğrudur, hala tartışılmaktadır…