Emirhan Akman

Bir Kemalist olarak siyasi iktidar istiyorum.

“Aşırı yakınlık, tıpkı aşırı uzaklık gibi bir perdedir.” der İbn-İ Arabi. Elbette Tanrı’nın mistik görünümleri ve teoloji meseleleri için söylenmiş bir sözdür bu. Biz bunu gökyüzünden indirip yeryüzünde kullanacağız. Bir portreye çok uzaktan bakan da, çok yakından bakan da aynı şeyi görür: gerçeğin çok küçük bir kısmı, yani bir yanılsamasını.

Tarihi şahsiyetlere olan bakışımız için de pekala geçerlidir bu. Halbuki gerçekle bağımız sürsün istiyorsa her neyden nefret ediyor ya da çok seviyorsak hep şüphe kırıntısı/mesafe içinde bakabilmeyi öğrenebilmeliyiz. Gazi Paşa’nın da çoğu yapıp ettiklerine ya çok yakından ya da çok uzaktan bakıldığından doğru anlaşılamamakta. Yaşamının bazı dönemlerine aşırı ilgi duyulurken, asıl ilgi duyulması gereken bazı dönemleri de hiç gündem olmamış, olamamış. Aşırı yakınlık duyan bazı kimselerin Atatürk portresi olabildiğince ‘steril’dir. Atatürk’ün iktidara doğru yürürken kullandığı birçok yol ve yöntemi ya bilmez ya da bilinçli unutmuşlardır. Tarihi şahsiyetler üzerindeki bu aşırı tek bakışlılık zamanla bilinçte katılaşma doğuruyor, ideoloji içinde bir ‘tek hakikatçılık’ yaratılıyor, sonunda da tekfir törenleri doğal sonuç olarak karşımıza çıkıyor. Bu ideolojik hazımsızlık siyaset yapma kültürünü/yöntemini/imkânlarını aşırı daraltıyor.

Ben 2020 itibariyle Gazi Paşa’nın iktidarda değil de muhalefette olduğu, merkezde değil de çevrede kaldığı dönemi önemsiyorum. Henüz Çankaya’ya oturmadığı, gücü eline alamadığı yıllardan öğrenecek şeylerimiz var, görebiliyorum. İkinci olarak da, yaşam boyu iktidar kurarken çevresi ile nasıl bir ilişki geliştirmiş, halkla nasıl bir bağ kurmuş bunu göstermek istiyorum. Bunlar önemli çünkü Türkiye’de yeni bir rejim kuruluyor. Bunlar önemli çünkü aynı onun gibi isyan etmek, isyankar olmak ve bir ideal için belirli strateji ve taktikler geliştirmek zorundayız. Eski Türkiye bitti, yenisi de henüz kurulmadı. Bir uzun maratondayız, şu an gerideyiz fakat maraton devam ediyor. Bitişe kim varacak? Buna yanıtı Gazi’nin muhalefetteki dönemi ve yönetirken kullandığı ilişki yürütme tarzlarında bulabileceğimizi sanıyorum.

Gazi’nin dış politikası, Gazi’nin ekonomi politikalarındaki tercihleri , Gazi’nin kültür politikaları…Bunların hepsi ‘güç’ işi, yani iktidar. İktidar yoksa dış politika, ekonomi ya da kültür herhangi bir konuda dışarıdasınızdır, içeride değil. 2020 itibariyle birisi bana gelip siyaset yapacağız diye Atatürk’ün dış politikasını, Atatürk’ün ekonomi politik tercihlerini anlatıyorsa bu zaman içinde ‘gericilik’tir. Önümüzdeki yol hareket için yöntem tartışmak ve ona dair bir tartışma imkânı yaratmaktır.

Tüm bunları şimdi tartışmak ve önemli olduğunu vurgulamanın anlamı nedir diye sorulabilir. Türkiye’de yeni bir rejim kuruldu, eski düzenin kalıntıları içinde yükseltilmeye çalışılıyor. AKP’nin bir dönem ekran yüzlerinden biri olan ve AKP MKYK’sında görevli Ayhan Oğan bunu açıkça şöyle ifade etmişti: “Şimdi biz yeni bir devlet kuruyoruz, beğenin beğenmeyin bu yeni devletin kurucu lideri Tayyip Erdoğan’dır” demişti.[1] Bu yeni durumla karşı karşıya kalan siyasi ve sivil aktörlerin en mühim görevi yeni durumu anlamaktır.

Türkiye’de seçim sistemi de, devlet düzeni de baştan aşağı Recep Tayyip Erdoğan’ın kazanması üzerine devamlı yeniden inşa edilmektedir. Böyle sert ve zorlu durumda eski siyaset yapma ve düşünüş biçimleri geçersizdir. Bize yeni bir bilinç gerekli, yeni bir bakış gerekli. Türkiye hepimizin eviyse, bu evin çatısı çökmektedir. Atatürk’ün muhalefette kaldığı ve iktidara doğru yürüdüğü pratikte çatı çökerken nasıl da geniş cephe ittifakları kurulabileceğini bize gösterdiğini tekrar göz önüne getirmek durumundayız. Taner Timur’un Türk Devrimi ve Sonrası kitabında Atatürk’ün taktik ve stratejilerini incelerken yaptığı önemli bir tespit vardır. Atatürk İstanbul’daki temaslarından başlayarak, iktidarı aldığı güne kadar ‘geniş cephe’ ilkesini benimsemiştir. Timur’un Atatürk’ten aktardığı: “Temas ettiklerim arasında eski İttihatçılardan, yahut İtilafçılardan, işgal kuvvetleri ile beraber çalışanlardan birçok kimseler vardı. Her biri ile büsbütün başka türlü görüşüyordum.” Kısmından ne anlamalıyız? Eğer bir amacınız varsa, onu idealize ettiyseniz, yani Ali Şeriati’nin de dediği ‘yön’ duygunuz varsa-ki bu takiye değildir, yaptığınız şey herkesi amacınız için kullanabileceğinize ve gücünüzü maksimize etmeye yönelik çok tasarruflu bir harekettir, o isimlerle görüşürken ilkelerinizi sabit tutup, müzakere ve münazara esnekliğini kullanmak sanattır-[2] kişi kimseyi kandırmaz, sadece doğruyu erteler.

Mustafa Kemal geniş cephe ittifakını kullanırken hiçbir emperyalist planda yer alacağına dair söz vermemiştir, hiçbir kimseye koltuk/güç vaat etmemiştir ama gerçeği parçalara bölmüş, her birini zamanı geldiğinde; gücü daha fazla elde ettiğinde fiiliyata geçirmiştir. Mustafa Kemal gerçeğe göre hareket etmiştir, hayalinde olana göre değil. Makyavel hayalle gerçek arasındaki farkı Prens’te şöyle ifade ediyordu: “Ne ki, benim niyetim anlayana yazmak olduğu için imgelem dünyasının değil, somut gerçekliğin ardından gitmenin gereğini düşünüyorum. Çoğu kişi gerçek yaşamda olmamış, bilinmemiş birçok cumhuriyet, hükümdarlık düşlemiştir. Gerçek yaşamla, düşlenen yaşam birbirinden o kadar uzaktır ki olanı bırakıp olması gerekenin arkasından giden kişi elindekinden de olur…” Mustafa Kemal düşlenene gitmek için önce gerçeği kavramak gerektiğini biliyordu, o yüzden de halkını çok iyi tanıyordu.

Devam edecektir.


[1] https://www.sozcu.com.tr/2017/gundem/yeni-bir-devlet-kuruyoruz-begenin-ya-da-begenmeyin-son-dakika-haberleri-1959731/
[2] Atatürk için bu yön, idealize edilen yol tam bağımsızlık ve cumhuriyettir. Böyle kesin bir amaçla yola çıktığınızda önünüzdeki engellerle ‘steril’ kalmak için uzak duramazsınız, zor durumlarda zor kararlar verir ve yolunuza devam edersiniz.