1960’lı yıllarda siyaset ve yayın alanında ortaya çıkan zenginliğin en önemli unsurlarından biri sol-Kemalist çizgi, bu çizginin en önemli yayın organları ise Doğan Avcıoğlu’nun başında olduğu Yön dergisi ile Devrim gazetesiydi. Avcıoğlu’nun “opus magnum”u sayılabilecek 1968 tarihli Türkiye’nin Düzeni kitabı yazarın teorik derinliğinin ürünü olmanın yanı sıra siyasi pratiğin de parçası olan bir kitap oldu. Öyle ki kitap yayınlandıktan sonra Türk Silâhlı Kuvvetleri’nde elden ele dolaştı ve birçok subaya devrim fikrini aşıladı. 12 Mart muhtırası ile âkim kalan “9 Martçı” sol-Kemalist ihtilâl faaliyetlerinin başındaki kişilerden Tümg. Celil Gürkan, dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı Org. Faruk Gürler’in “Bu kitabı okumayan subayı eksik görürüm.” dediğini aktarmaktadır.

Kitabın yazıldığı dönem aynı zamanda Türk solunda Osmanlı ve Türkiye’nin sosyolojik ve sınıfsal nitelikleri üzerine farklı tezlerin karşı karşıya geldiği bir dönemdir. Marksizmin köken itibariyle Avrupalı bir düşünce oluşundan ve esas olarak gelişmiş sanayi toplumlarına odaklandığından dolayı sosyalistler Türkiye’de yaşanan tarihsel gelişim süreciyle ilgili bir tartışmanın içerisindedir. Avcıoğlu da Türkiye’nin Düzeni’ne Osmanlı’nın toplumsal düzeninin incelenmesiyle başlar. Feodalizm, Asya Tipi Üretim Tarzı (ATÜT), Batı üstünlüğünün ortaya çıkışı gibi konulardan sonra Osmanlı’nın Batı kapitalizmi karşısında yarı-sömürge olma süreci ele alınır. Burada Marksizmin “iktisadi altyapı ile siyasi, kültürel, hukuki vb. üstyapı” ikiliğini kullanan Avcıoğlu, Tanzimat döneminin üstyapı odaklı yorumlarla göz ardı edilen sınıfsal/iktisadi tarafını gün yüzüne çıkarmaya çalışır, 1838 Baltalimanı Sözleşmesi ve devamındaki “liberal” politikalar ile Osmanlı’nın sanayileşme imkânının yok edildiğini savunur. Avcıoğlu, Tanzimatçılardan farklı bir Batılılaşma yöntemi olarak Japonya’nın kalkınma sürecini araştırır ve iki ülke arasındaki farklılıkları kalkınma yöntemlerinin farklılıklarıyla izah eder.

Osmanlı’nın “açık kapı” politikasının yarattığı “milliyetçi” tepkileri de ele alan yazar 19. yüzyıldan 1960’lara kadar geniş bir dönemde hangi politikaların uygulandığını, bunların hangi sonuçları doğurduğunu, ortaya hangi sınıfsal ilişkilerin çıktığını ve hangi unsurların sanayileşmeye olumlu ve olumsuz etkiler bıraktığını detaylandırır. Bir sosyal/iktisadi tarih çalışması olmaktan öte Türkiye’nin bağımsızlık ve kalkınma “davası” için neler yapılması gerektiğine yanıt arayan kitap bu anlamda geçmişten çok geleceğe yönelik bir çalışmadır. Bu bağlamda “Komünist kalkınma, Amerikan tipi kalkınma, millî devrimci kalkınma” şeklinde sınıflandırmanın yapıldığı bölüm, eserin özeti niteliğindedir denebilir. Burada ifade edildiği üzere Kemalist Devrim’le birlikte millî devrimci kalkınma yoluna girilmiş, fakat bu yolda engeller çıkarabilecek “tutucular koalisyonu”na (toprak ağası, komprador, tefeci) yönelik tedbirler alınmamış ve zamanla Amerikan tipi kalkınmaya geçilmiştir. Avcıoğlu kitap boyunca dış ticaretten sigortaya, toprak reformundan turizme birçok konuda teknik kavramların bolca kullanıldığı ayrıntılı analizler yapmakta ve Türkiye’nin kalkınması için yaptığı önerilerde de bunlardan bu analizlerden faydalanmaktadır. Netice olarak 20-25 yıl içinde Türkiye’yi az gelişmiş ülkeler sınıfından gelişmiş ülkeler seviyesine getirmenin mümkün olduğundan bahsetmektedir.

Anılan değerlendirmeler ve çözüm yollarının ifade edilmesinden sonra bunların uygulanma meselesine gelince, Avcıoğlu “tutucular koalisyonu”nun hâkimiyetindeki bir düzende seçimlerin bu düzenden beslenen kuvvetlerin zaferiyle sonuçlandığını belirtiyor ve düzen içi dar hareket alanı yerine “devrimci bir iktidar”ın geniş perspektifini ön plâna çıkarıyor. Böylece aydın, subay, öğrenci, memur vb. devrimci bilinç sahibi eğitimli kesimlerin ittifakıyla ortaya çıkacak olan “zinde kuvvetler” formülü beliriyor. Nitekim Avcıoğlu bu çözümlemeleri ifade etmekle yetinmeyip 27 Mayıs sonrası dönemde barut fıçısı gibi kaynayan TSK içinde çeşitli örgütlenmelere dâhil olacak ve fakat kritik dönüm noktalarında başarısızlığa uğrayan “zinde kuvvetler” yöntemi “devrimci iktidarı” kuramayacaktır.

Doğan Avcıoğlu’nun ve Türkiye’nin Düzeni’nin önemli özelliklerinden biri de siyasi mirasını açık bir şekilde sahiplendiği Kemalist Devrim’i eleştirmekten çekinmemesidir. Özellikle Atatürk’ün ölümüne kadar olan 1923-1938 döneminin tepkisel bir şekilde “altın çağ” olarak resmedildiği klasik savunmacı tavır yerine “muasır medeniyetler seviyesi” idealine ulaşmayı engelleyen içsel faktörlerin büyük bir açık sözlülükle fakat bilimsel ve nesnel yöntemlerle dile getirilmesi, Türkiye’nin Düzeni’nde dikkate değer yanlardan biridir. Örneğin Atatürk’e yakınlığı ile bilinen, onun döneminde İktisat Vekili ve Başvekil olarak da görev yapan Celâl Bayar etrafındaki “İş Bankası grubu”nun çeşitli ekonomi politikalarını kendi çıkarları için nasıl yozlaştırdığı üzerinde önemle durulur. Benzer unsurların sistem üzerindeki nüfuzu sanayileşme hamlelerini baltalamıştır. Avcıoğlu’nun ifadesiyle “Ülkemiz millî bir kapitalizm kurarak, kalkınma ve ekonomik bağımsızlığı gerçekleştirmeyi denemiştir. Ne var ki, millî olması istenilen kapitalistler, fabrika kurmak yerine çıkarları gereği, Batı firmalarının komisyonculuğuna yönelmişler; hafif tüketim sanayii alanında kurulan tek tük fabrika, makina, yedek parça ve teknik bilgi bakımından Batı firmalarına bağlı kalmıştır.”

Doğan Avcıoğlu, Türkiye’nin Düzeni, Kırmızı Kedi Yayınevi