Mahir Doğu

Bir efsane olarak gösterilen Bermuda Üçgeni tabirini mutlaka duymuşsunuzdur. Bu yazının da ana başlığı olarak belirlediğim bu tabirle Kemalizm’in fikirsel savunuculuğunu ve geliştiriciliğini yaptığını iddia eden demokratik kitle örgütlerinin ve siyasi partilerin Kemalizm’e verdiği zararları gözler önüne sermeye çalışacağım.

Bermuda üçgenin ilk köşesi, Atatürkçü Düşünce Derneği. 19 Mayıs 1989 yılında kurulan Atatürkçü Düşünce Derneği’nin kuruluş felsefesi Atatürk’ün manevi mirasına sahip çıkmak ve o dönemde yapılan kötü siyasetin ardından Atatürk’e sığınılmasının ya da saldırılmasının önüne geçmekti. Devrim Şehidimiz Muammer Aksoy ve beraberindeki elli kişi ile kurulan ve kurucuları arasında çok önemli bilim, siyaset ve sanat insanları bulunan dernek özellikle 1990’lı yılların sonlarına doğru ciddi bir üye artışı yakaladı. Asıl amacı siyasete yön vermek, ideolojik olarak Kemalizm’i ileriye taşıyacak kişileri yetiştirmek olan dernek zamanla sadece üye kazanmaya ve kazandığı üyeler ile “Türkiye’nin en büyük demokratik kitle örgütü” imajını yakalamaya çalıştı.

“Atatürk’ün bedensel varlığının artık aramızda bulunmamasından cesaret alan içteki ve dıştaki kimi olumsuz güçler, O’nun yeni Türk Devletini yaratma doğrultusunda ilk adımı attığı 19 Mayıs 1919’un üzerinden tam 70 yılın geçtiği bu günlerde, Atatürk devrim ve ilkelerine karşı, açık ya da kapalı saldırılarını doruğa ulaştırmış bulunmaktadır. Bundan daha kötüsü, plânlı ve sinsi bir çalışma ile, o devrim ve ilkeleri gelecekte yok etmek çabası içindeler.” söylemi ile yola çıkan dernek son dönemde özellikle 2007 Cumhuriyet Mitingleri sonrasında yöneticileri arasında bir ego savaşına dönüşen koltuk sevdası ile gün geçtikçe yok olmaya yüz tuttu. Yaş ortalaması giderek artan ve yaklaşık 30 yıldır şube başkanlığı yürüten insanların olduğu dernek ne yazık ki kuruluşundaki amaçlarından uzaklaştı. Gençler, özellikle gençlere büyük önem verdiğini iddia eden yöneticileri tarafından bizzat uzaklaştırıldı. Derneğe küsen ve uzaklaşan gençlerin en fazla şikayet ettiği kendilerine ve fikirlerine değer verilmemesidir. Bir şube gençlik kolları başkanının ana kademe yönetim kurulu toplantılarına dahi alınmaması buna bir kanıt olacaktır. Bir başka kanıt da kurumsallığa uymayacak, yalnızca “size de bir alan verelim” denilerek göreve getirilen gençlerin sıfatlarının önemsenmemesidir. Buna bariz bir örnek vermek gerekirse, bizzat genel merkez tarafından atanan Gençlik Kolları Başkanına otuzuncu yıl kutlamalarında sunuculuk dahi yaptırıldı. Sunuculuk yapan arkadaşımız dernek hafızasına sahip olmadığı için bunu normal karşılamış olabilir elbette. Fakat yıllarca derneğe emek vermiş gençler bunun gençlik kolları sıfatını değersizleştirdiğini fark etmiş olacaklardır. Böyle bir ortam da bırakın gençlerin görev alma isteğini derneğe üye olmak dahi istemeyeceklerdir.

Gençlik Kolları Başkanı olarak “atanan” arkadaşın sunuculuk görevi yapması aslında bir sorun değildir. Hepimiz de kabul edebiliriz ki gönül bağı kurduğumuz örgütlerde mutlaka her görevi severek yapacağız. Ancak burada bahsettiğim nokta kurumsallık ve gençlik yapılanmasının başkanı olarak atanan arkadaşın koltuğuna verilen değerdir. Açıkça belirtmekte fayda var ki gençler de sadece burs amacı ile derneğe üye olup birkaç etkinliğe katıldıktan sonra bir daha gözükmüyorlar. Burada sorun ya da sorumlu tabi ki gençler değil. Gençleri bursiyer olarak gören yöneticilerindir. Yöneticiler, gençleri bayrak asan, afiş ve bildiri dağıtan işçiler olarak görmek gafletine de düşüyorlar ve bunu yapmayanların burslarını kesecekleri tehditlerini savurmaktan da geri kalmıyorlar. Ayrıca burs verilecek gençlerin seçiminde de hata yapılıyor. Kazanılmış, derneğe emek vermiş gençlere burs vermek yerine henüz derneğe gelmemiş hatta derneğe burs almak amacı ile gelen kişilerin seçilmesini hata olarak görüyorum. Emek veren ve maddi ihtiyacı olan kişilere öncelik verilmesi gerekir. Bazı şubelerde bu olsa da birçok şubede ne yazık ki bu uygulanmıyor.

Böyle bir çıkmazın içinde Atatürkçü Düşünce Derneği ne gençleri ne de hedeflerini elinde tutabildi. Bugün ne siyasette ne de gündemde yer bulabilen bir konuma geldi. 2000’li yılların başında gündeme yön veren bir konumdan, sayısız tehdit ve suikasta kurban giden önemli üyelerinden bugünlere gelmek hepimiz için son derece üzücü.

Bütün bunların dışında emekliler derneğine dönüşen dernekte asıl sorun Kemalizm’i 1923’teymiş gibi algılıyor olmalarıdır. İmkan ve alan bırakılmayan kişilerin eleştirileri de ağır bir şekilde pasifize edilmeye çalışılarak yok ediliyor. Aydın ve genç bir nesil yetiştirmesi beklenen dernek ne yazık ki birilerinin kişisel hırsları, egoları altında yok olmaya yüz tuttu. Bu eleştirileri sadece burada değil bizzat dernek içinde de dile getirmiş bir birey olarak aldığımız cevap “gelin değiştirelim” olsa da ne gereken alan ne de çalışma azmi bırakılmadan dernekten uzaklaştırıldık. Dernek sürekli olarak yönetime gelenler tarafından kendi boyunduruğu altına alınmaya çalışıldı. Kendisi ile aynı fikirlere sahip olmayanlara hain bile denilen bir dernekte elbette demokratik bir yapılanma kurulamazdı. Bu şartlar altında Türkiye’nin en büyük demokratik kitle örgütü olmanın ne önemi kalır?  Bu noktadaki asıl eleştiri şudur: Dernek yöneticileri, kurucuların ortaya koyduğu amaçtan saptılar ve derneği amaç olmaktan çıkardılar. Kendi amaçları doğrultusunda araç olarak kullandılar ve kullanmaya devam ediyorlar.

Bir başka açıdan, derneğin son 10 yılında kayda değer bir etkinlik de yapılamadı. Özel günlere endeksli ve hep aynı eksende yapılan etkinlikler derneği monoton bir yapıya sokmuş ve bunun üzerine ne yazık ki çıkılamamıştır. Cumhuriyet Mitingleri ve Silivri önünde Ergenekon davalarına gösterilen tepkileri tenzih ederek bu eleştirileri belirttiğimi bilmenizi isterim. Ayrıca 24 Nisan 2016 tarihinde Ulusal Birlik Yürüyüşünün öncüsü olan ADD ne yazık ki yürüyüş boyunca Vatan Partisinin ve TGB’nin arka bahçesi izlenimi vermişti. Hem etkinlik hem de varlık olarak ne yazık ki kötü bir süreç yöneten dernek biz Kemalist gençler açısından varlığı sorgulanır hale getirildi. Gençler tarafından sorgulanmaya başlayan bir demokratik kitle örgütü ise varlığını eski gücüne kavuşturabilir mi?

Atatürkçü Düşünce Derneği’ni eleştirdiğim konulardan birisi de başarıların kişilere bağlı kalmasıdır. Eleştirilerimi kişilere bağlı kalmamaya gayret göstererek sunmaya çalışıyorum bu sebeple isim belirtmeyeceğim. Ancak gerek Genel Merkez yönetimi gerekse şube yönetimleri kişilere bağlı başarılar gösterdiler. Örneğin bir şube başkanı başkan olduğu iki yıllık süreçte çok başarılı bir dönem geçirdikten sonra görevi devrettiğinde aynı başarıları göremiyoruz. Bu durum da dernek kültürünün kaybedildiğini gösteriyor. Bu konudaki eleştirimi genel merkez yöneticilerine de bildirmiş olmama rağmen bir ilerleme gözlemleyemedik. Tarihsel olarak baktığımızda Derneğin zaten oluşmuş bir kültürü bulunmaktaydı. Yeni bir kültür oluşturmaya ihtiyacı dahi yoktur. Türkiye’nin eğitim sistemi gibi her gelen “başkan” kendi sistemini yaratmaya çalışırsa derneğin ihtiyacı olan ilerlemeleri gerçekleştirmek imkansızlaşır.

Günümüzün en büyük iletişim kanalı olan sosyal medya ve görsel tasarım alanında ilerleme kaydedilmiş ve ADD TV yayın hayatına başlamıştı. Ancak sanki Bilim Kurulu hiç yokmuş gibi, sadece bir kamuoyu duyuru televizyonu gibi bir izlenim veriyor. Aynı sorun sosyal medya hesaplarında da gözlemlenebilir. Gençlere kendisini yeniden tanıtması gereken Dernek bunu ancak sosyal medyayı daha etkin kullanarak gerçekleştirebilir.

Bir başka eleştiri ise derneğin dergisinin vasıfsızlığı. Bilim Kurulu’nda çok değerli akademisyen hocalarımızın bulunmasına rağmen alanında uzman olmayı geçtim bilgi sahibi dahi olmayan kişilerin yazıları ile yalnızca doldurulmak için yapılmış bir dergi söz konusu. Eğer genç kalemlere değer verdiğini göstermek istiyorsa gençler için ayrı bir dergi çıkartma imkânı bulunan dernek bunun yerine dergiyi vasıfsızlaştırmayı seçiyor. İçerisindeki kaliteli yazıları da bu şekilde gölgelemiş oluyorlar.

 Bütün bunlara rağmen ADD’nin varlığı bizler için önemlidir. Muammer Aksoy’dan, Ahmet Taner Kışlalı’dan aldığımız derneği daha iyi yerlerde görmek tek arzumuz. Bu yüzden yukarda okuduğunuz eleştirilerin hepsinin bir çaresi çözümü vardır, bulunur! Önemli olan bunları istemektir. Tabandan Genel Merkez yöneticilerine kadar benimsemektir.